Her sanat dalı bir hissedişin, bir dokunuşun açığa çıkartılmasıdır. Bir ressam gördüğü sahneyi, düşlerinde canlandırdığı manzarayı resmeder. Bestekâr duyduğu sesleri, duymak istediği cümleleri notalara döker. Şair hayallerini, sevinçlerini, üzüntülerini dizelere sığdırır. Araçlar farklı olsa da tüm bunların altında yatan itici güç aynıdır. Toplumu zengin-fakir, zayıf-güçlü ya da kadı- erkek diye ayırmadan, ortak sorunlara ve umutlara tercüman olmaktır. Sanat birlik yaratmak; bir armonide var olmaktır.

Tıpkı resim gibi müzik gibi sinema da toplumsal gerçekliğin başka bir araçla, beyazperdeyle, somutlaştırılmasıdır. Sinema filmleri hem bizi hem de var olan diğer hayat tarzlarını beyaz perdeye taşır. Sinema birlik olmanın mümkünlüğünü bize sunar. En basit örneğiyle; sinema salonlarında herkes eşit şekilde aynı film izler. Film, farklı duygularla da olsa aynı bilgiyi verir bize. Zaten sinema dediğimiz “his” bizi yaşadığımız dünyadan alıp hayallere götüren ve bunlarda saklı detaylarla ders veren bir tutku değil midir?

Diğer taraftan sinema bize karşılıksız sevmeyi öğretir. İnsanları dil, din, milliyet ayrımı yapmadan, belki de sadece yüzlerini görerek onları sevebileceğimizi gösterir. Bir Adile Naşit’i, bir Kemal Sunal’ı hangimiz milliyetine ya da dinine göre sevdik? Fakat onları izlerken hepimiz eğlendik ve hayatımızın önemli bir parçası haline getirdik. Çünkü onlar beyaz perde de bizi temsil ediyorlardı. Bizden biriydiler.

Sinema

Sinema toplumsal bir aynadır

Aynı zamanda sinema toplumsal bir aynadır. Bu yüzdendir ki dünya yakın tarihinde en önemli siyasal olayların propaganda aracı olarak kullanılmıştır. Yeri geldiğinde eğlendiren yeri geldiğinde de tehlikeli olabilen sinema, ülkemizde tarihin belli dönemlerinde de sansüre maruz kalmıştır. Bu yasaklamalar bazı iktidarlara hizmet etmiş olsa da tüm bunların maliyetini yine toplum ödemiştir. Bu açıdandır ki “Yılanların Öcü” filmi kendi döneminde yasaklanmasaydı, köylü sorunlarına tercüman olan bir ses o zamanlardan duyulmaz mıydı?

Gelişen dünyada sinema saydığımız özelliklerini yitirip, kar amacı güden kişi veya toplulukların aracı haline gelmiştir. Mesaj vermekten çok daha fazla izlenme amacı sektör sahiplerinin odaklandığı nokta olmuştur. Film festivallerinde ödül almak bir diğer odak nokta olmakla birlikte, buradaki amaç yine izlenme rekorları kırmaktır.

Sonuç olarak, başlıkta sanat dalı olarak değil bir his olarak söz ettiğim sinema, toplumun duyu organlarındandır. Nasıl ki bir vücudun sağlığı organlarının iyi çalışmasına bağlıysa, toplumun işleyişi de onu oluşturan yapıtların çalışmasına bağlıdır. Dolayısıyla Sinemayı asıl işlevini ifa etmeye ittiğimiz ölçüde toplumun gerçeklerine duyarlıyız demektir.

Sinemanın bize sunduğu birliği, sevgiyi, dayanışmayı yok etmemek için, toplumsal gerçeklerin somutlaştırılması ve gelecek nesillere aktarılması için sinemamızı korumalıyız. Hislerimize sahip çıkmalıyız.

AYFER KANDEMİR