Akira, 1988 yılında mangası yayımlanmaya devam ederken animeye uyarlanmış, Japonya’da gösterime girdiği yıl en çok izlenen anime haline gelmiştir. Teknik pek çok yeniliği içinde barındırsa da bu yazının amacını oluşturmadığından ayrıntıya girmeyeceğim. Yine de; seslendirmeden, arka plandaki hareketliliğe kadar her ayrıntıyla tek tek ilgilenildiği ve Batı’nın da ‘anime’yi tanımasına olanak sağladığını söylemeden geçemem.

AkiraDistopya, ütopyanın anti-tezidir. Var olan toplumun giderek kötüleşeceğini, ideal olmaktan çıkacağını anlatmak için ilk defa John S. Mill tarafından kullanılmıştır. Mill’in çocukluk yaşlarından beri ekonomi ve sosyal bilimler eğitimi aldığını düşünecek olursak, bir toplumun nasıl da kötüleşebileceği fark etmemesi onun için imkânsızdı diyebiliriz.[1] Distopyalar genellikle totoliter-mutlak bir gücün altındaki toplumsal olayları anlatır. Benzer güçlerle yönetilen toplumların sosyal, dini, ekonomik yönden nasıl da kullanıldıklarını çarpıcı şekillerde gözler önüne serer.

Akira, günümüze en yakın distopya örneklerindendir. 16 Temmuz 1988 tarihinde Tokyo’ya atılan bir atom bombası görüntüsüyle başlayan film, 31 yıl sonrası olan 2019’daki Neo-Tokyo görüntüsüyle devam eder. Bu yeni Tokyo, distopyanın ilk örneğini verir bize: Arka sokaklarındaki harabelere rağmen şahane mimariye sahip bir kent, okulda disiplin edilemeyen gençler, işsizliği protesto eden yetişkinler, totoliter devlet karşıtı terör örgütleri (!)… Peki, Akira film boyunca bize ne anlatır?

Akira

Akira:  Kontrolsüz Güç

Kaneda ve arkadaşlarından oluşan Kapsüller isimli motosiklet çetesinin hikâyesini izler gibi olsak da, Akira bize gücün nasıl kullanılamayacağı anlatır. Zira Japonya kontrolsüz bir güç tarihine sahiptir.[2] Tetsuo, Kaneda’nın çocukluk arkadaşı olmasına rağmen içten içe Kaneda gibi olmak ister. Kaneda’nın kırmızı motosikletine hayrandır mesela ama Kaneda’nın ona yardım etmesinden zerre kadar hoşlanmaz. Kapsüller, bir gece başka motosiklet çeteleri ile savaşırken Tetsuo bir çocuğa çarpar. Çocuğun özel güçlerinden dolayı oluşan patlamada Tetsuo yaralanır, orduya ait güçler çocuğu ve Tetsuo’yu olay yerinden götürürler.

Kim bu çocuk? Yaşlı bir surata sahip olan bu çocuk 25 sayısıyla numaralandırılmıştır. Kendisinden başka 26 ve 27 numaralı çocuklar olduğunu da çok geçmeden öğrenmekteyiz filmin ilerleyen sahnelerinde. Kim bu çocuklar? Çocukların ismi yoktur, özel güçleri vardır. Çocuklar anonimleştirilmiş ve üzerlerinde deney yapılarak devlet-ordu için kullanılmaktadırlar. Tetsuo’nun da, numara 25 ile çarpıştıktan sonra özel güçler geliştirdiği deney yapanlarca fark edilir ve bu gücün kontrol altına alınması için çalışma başlatılır. Ne var ki güç bir ergendeyse bu o kadar da kolay olmayacaktır! Tetsuo, onu tuttukları hastaneden kaçar, kız arkadaşının yanında gider, Kaneda’nın motosikleti çalar. Ancak yarı yolda, diğer çete üyeleri tarafından yakalanır. Kız arkadaşına ve kendisine zarar verilirken hiçbir şey yapamaz taa ki Kaneda onu kurtarana kadar. Tetsuo’yu bu kurtarılmadan duyduğu rahatsızlık tetikler, diğer çetenin elemanını öldüresiye döver, Kaneda’ya onun yardımını istemediğini haykırır ve ilk halüsinasyonunu o zaman görür. Güç, hiçbir zaman Tetsuo’nun kontrolünde olamayacaktır.

Akira

Akira: Öteki

“Akira kim? Tetsuo neden bu kadar önemli? Madem Tetsuo ana karakter, neden Kaneda tüm afişleri kaplıyor?” Animeyi izlerken bu soruların akılları kurcalamaması mümkün değil. Tetsuo filmin öteki’sidir. Popüler ve yakışıklı Kaneda’nın ötekisi, anonim çocukların ötekisi, devlet-ordunun ötekisi… Öteki, insanlığın itici veya geliştirici gücüdür. Tetsuo, içinde bulunduğu toplumda, bu itici ve geliştirici gücü ortaya çıkarır. Tetsuo’nun tutulduğu hastaneden ikinci kez kaçması daha farklı olur. Hissettiği gücü kullanabildiğini fark eder, yakıp yıkar, öldürür ve en sonunda gücü daha fazla kontrol edemediğinde işler değişir. Tetsuo çarpıcı bir yıkımla kendisi olmaktan çıkar, kocaman etten bir bebeğe dönüşür, çocukluğunu hatırlar, belki de ilk defa gerçekten yardım ister: ‘Kurtar beni Kaneda!’

Filmde, Akira’nın herkesin içinde bulunan bir güç olduğu söylenir. Bu gücün nasıl kullanılması gerektiği öğrenilmeli aksi takdirde güç kişiyi ele geçirecektir. Herkesin içinde bulunan güç, töz, pek çok filozof tarafından ‘kendisi dışında başka bir şeye ihtiyaç duymayan’ olarak tanımlanmıştır.  Jung da kendi içindeki ötekiyi özümseyen kişinin aynı kalamayacağını, yaşamında sarsıcı bir değişim gerçekleşeceğini söyler.[3] Tetsuo, Akira ve diğer çocuklar bütünleşir ve bu dünya üzerinde kaybolurlar. Bu kaybolma çocukların ve Tetsuo’nun kendini bulmasıdır bir anlamda. Öteki’leriyle bütünleştiklerinde savaşacak bir şey kalmamıştır. Filmin sonunda Tetsuo’ya ne olduğunu merak eder halde ekrana bakakalmışken onun sesini duyarız: ‘Ben Tetsuo’yum.’

Zaman ve mekândan bağımsız olarak varlığını koruyabilmiş, gerçek gücünü, özünü bulabilmiştir Tetsuo. Ölümden uyanmıştır, yaşama dönmek için. Nitekim hem hiçbir yerde hem her yerdedir artık. Ölümü ona öz-yaşamını sunmuştur.

Akira

Öteki: Akira

Lacan, içinde yaşayabilmemiz için gerekli olan toplumsal uzamı anlatmak için “Büyük Öteki” kavramını kullanmıştır. Bu uzam, ömrümüz boyunca bizi tanımlar ve bizler de bu uzama göre kendilik algımızı oluştururuz. Buna rağmen büyük öteki’nin ne olduğunu kimse bilemez. Lacan, büyük Öteki’nin aslında var olmadığına ancak varmış gibi işlediğine inanır. Ayrıca, insanların büyük Öteki’ne olan inancı, hayatlarını anlama tarzları için de gereklidir.[4]

Akira’ya sahip olma isteği film boyunca Akira’yı görmesek de bizi çevreler. Gücün kullanımı ve seçme ikilemlerini Tetsuo’da değil ancak Kaneda’da görürüz. Kaneda, film boyunca seçimler yapan, ikilemde kalan, mücadele edendir; Tetsuo’nun aksine. Renata Salecl “seçim yapmak daima bir inanç sıçramasıdır” der. Büyük Öteki’nin varlığına inanmayı seçmek paradoksal biçimde bizi seçme kaygısından kurtarır. Tetsuo’ya yaptıklarından dolayı kızamayız, çünkü Akira onun sahip olabileceğinden daha fazlasıdır. Hayatlarımızdaki eksiklik büyük Öteki’lerimizi oluşturur. Öteki’nin gözünde nasıl göründüğümüze dair şüpheler ise seçme ikilemlerimizi artırır. Tetsuo’nun varlığı artık görünür olmadığında, Kaneda’dan cevap bekleriz: “Tetsuo’yla ilgili gerçek neydi? O öldü mü?”

Kaneda: “Bilmiyorum, muhtemelen o…” Tamamlanmayan bu eşsiz cevap ise bizi seçme ikilemimize geri götürür çünkü biz neye inanırsak Öteki’miz o olacaktır.

[1] https://akademikokumalar.wordpress.com/2013/12/24/john-stuart-mill-1806-1873/

[2] Meyer, W. M. (2014). Japonya Tarihi. İnkılap Kitabevi: İstanbul.

[3] Jung, C. G. (2001). Anılar, Düşler, Düşünceler (Çev. İris Kantemir). Can Yayınları: İstanbul.

[4] Salecl, R. (2013). Seçme İkilemi. Metis Yayınları: İstanbul.

*Bu yazı daha önce GodFather Dergisi’nin Mayıs-Haziran 2016 tarihli 2. sayısında yayımlanmıştır.

İlginizi çekebilir:

Gri olamayan kırmızı: Alex

 

Bir animeden fazlası: Naruto

Kötülüğün evrensel tarihi: The Gloaming