Travis

Travis Bickle, Martin Scorsese’nin yönettiği 1976 yapımı Taxi Driver’ın ‘yalnız adamı’. Karakter analizi sayfalarca sürebilir karmaşıklıkta olan Travis’i, Robert De Niro canlandırıyor. Film çekimlerinin bir yıl öncesinde Vietnam Savaşı bitiyor ve Travis de bu savaşın gazilerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Travis, onu tanımaya başladığımız sahnelerde, insomnia’dan sebep uykusuz geceler geçiriyor ve geceleri çalışmaya karar veriyor. Birkaç sahne sonra, Travis’i New York’un karanlık arka sokaklarında direksiyon sallarken görüyoruz. İzleyiciye sunulan Travis bu şekilde; onun savaş öncesi haline ya da ailesiyle ilişkisine dair hiçbir ayrıntı verilmiyor. İşte bu sebepten çocukluk dönemi yaşantılarına, aileyle etkileşimin yapısına büyük bir vurgu yapan psikanaliz ekolü yerine, Travis karakterinin analizini sosyal-kognitif bir yaklaşımla yapmak da, Allport’un kişilik özellikleri teorisiyle analiz yapmak da mümkün.

İlk bakışta, Travis basit bir adam gibi göründüyse eğer gözünüze, şu söylenebilir: Basit olarak algılanan her ne ise, henüz ayrıntıları bilinmiyor ve yeterince incelenmemiş olabilir. Filmde Travis’in özgüveniyle ilgili sıkıntıları olabileceğine dair sinyaller aldığımız sahneler de; kendine nasıl bu kadar güveniyor dediğimiz sahneler de var. İnsan iletişimine susamış gibi görünürken bir yandan kendisini herkesten uzaklaştırma çabaları da karakterini düz bir bakışla anlaşılamayacak kadar karmaşıklaştırıyor.

Travis

Travis’in uyumsuzluğu

Sosyal kognitif yaklaşıma göre kişiler becerikli oldukları ve olmadıkları alanlara göre çeşitli hareketler sergileyebiliyor. Eksikliğini çektikleri becerileri, sahip oldukları becerileri onların yerine koyup daha da geliştirerek tamamlama yoluna gidiyorlar. Film boyunca Travis’in becerileri incelendiğinde; iyi bir şoför, iyi silah kullanmayı bilen, dikkatli, vücut geliştirme ve kendisini eğitme konularında da çok becerili olduğunu görüyoruz. Travis’in filmin ilk yarısında, başkanlığa aday olan Palantine için gönüllü olarak çalışan zarif, alımlı Betsy’le kolaylıkla bir buluşma ayarlayabilmiş olması, ilk önce izleyiciye Travis’in sosyal becerilerinin de yüksek olduğunu düşündürtüyor. Ancak çok geçmeden, ilk gece buluşmalarında Travis, Betsy’i porno filmler gösteren bir sinemaya götürünce bu varsayımın pek doğru olmadığı, aksine Travis’in basit toplumsal normları kavramakta veya bunlara uyum sağlamakta güçlük çektiği anlaşılıyor.

Bahsi geçen sahne, Travis’in ısrarlarına rağmen Betsy’nin sinemayı terk etmesiyle sona eriyor. Bir daha görüşmek istemediğini söyleyen Betsy, Travis’in aramalarına dahi cevap vermiyor. Kilgore (2011), Travis karakterini incelerken onun bir mimiği paylaşmak veya göz göze gelmek gibi küçük etkileşimlere bile büyük bir açlık hissettiğini belirtiyor. Travis’in becerilerinden sonra noksanlıkları ya da kendinde noksan gördüğü zamanlara bakacak olursak, Betsy’le kafede geçen sahnede söyledikleri göze çarpıyor. Betsy’e eğer ona onunla konuşacağına dair kesin sinyaller vermeseydi, konuşmaya cesaret edemeyeceğinden ve hayatında hiç böyle bir şey yapmadığından bahsediyor. Sonrasında, Travis’in günlüğüne yazdıkları şöyle: “Yalnızlık nereye gitsem peşimde, (…) Her zaman Tanrı’nın yalnız adamı olarak kalacağım.” Tüm bu sahnelerden anlaşılıyor ki Travis için diğerleriyle kalıcı, anlamlı ilişkiler kurabilmek onun becerikli olduğu alanlardan birisi değil.

Travis’in kişisel ahlakî standartları

TravisSosyal kognitif ekol aynı zamanda kişinin kendisiyle ve çevresiyle ilgili inançlarına vurgu yaparak; bunların kişilerin hayatında en belirleyici etkenler olduklarını savunuyor. Çünkü herhangi bir şeyin başarılıp başarılamayacağına dair inançları (öz-etkinlik), kişilerin gelecekteki hareketlerini ve girişimleri motive edip artırabilir ya da tamamen önünü kapatabilir. Diğer sahnelerde Travis’i iş arkadaşı olan diğer taksi şoförleriyle otururken görsek de Travis’in kimseye yaklaşmadan oturmak için masanın en uç köşesini seçmesi; Travis’in insanlarla iletişime dair inançlarının, onun bu konudaki yaklaşımlarını nasıl etkilediğine örnek olarak verilebilir. Tam da bu noktada, ekolün olgularından olan karşılıklı determinizm’den bahsedilebilir. Öyle ki karakterimiz, kişilerle iletişime geçmekte zorlandıkça, yanlış inançlarına daha da fazla inanıyor; yanlış inançları arttıkça daha da çok bunlara göre hareket ediyor ve böyle hareket ettikçe, kişilerle sağlıklı bir iletişim kurmasını daha da zorlaştıran kişilik özellikleri pekişiyor. Bu karşılıklı gerekircilik döngüsü her safhayı daha da güçlendirerek devam ediyor.

New York insanlarını birer günahkâr ve temizlenilmesi şart pislikler olarak görmesi, Travis’in kişisel ahlakî standartlarının yüksek olduğunu gösteriyor. Hatta öyle yüksek ki porno gösterimlerine her gidişinde, bu standartları kendisi bile karşılamakta yetersiz kalıyor. Bu durum kendisini algılarken ve değerlendirirken olumsuz duygusal tepkilere yol açıyor ve bu da kendisini (kendi değerlerine yargılarına uyumsuzluktan) değersiz hissetmesine yol açan büyük bir etmen olarak karşımıza çıkıyor. Sosyal kognitif ekol bu tarz karşılanması zor yüksek standartların kişilerde suçluluk hissine ve patolojik sonuçlara sebep olduğunu iddia ediyor. Ellis (1997), duygusal tepkilerin olayların kendisinden değil, belirli olayla ilgili sahip olunan inançtan kaynaklandığını belirtiyor. Ellis’in duygusal terapisinin ABC’sinde A olayın kendisini, B bu olaya dair kişinin sahip olduğu inancı ve son olarak C sonucu yani verilen duygusal tepkiyi sembolize eder. B, C üzerinde A’dan çok daha büyük etkiye sahiptir. Yani kişinin duygusal olarak verdiği tepki, çoğu zaman olayın kendisinden değil olayla ilgili inanıştan kaynaklanır.

Travis

Muhtemel travmatik deneyimler

Olumsuz duygusal tepkilere yol açan yanlış inançların temeli hem sosyal hem de bilişsel olarak incelendiğinde, kişilerle iletişim becerilerinin ve öz-etkinlik seviyesinin düşük olduğu görülüyor. Bu durumlar,  aslında bir Vietnam savaş gazisi olan Travis’in deneyimlediği muhtemel travmatik yaşantılarından da kaynaklanıyor olabilir. Travis’in insomni hastası olması gerçeği, travmaların insomniye sebep olabildiği gerçeğinden yola çıkarak (Neylan, 1998), karakterimizin travma sonrası stres bozukluğuna sahip olma ihtimalini daha da artırıyor. Travmanın beyin işlevselliğini etkilediğini öne süren çalışmada Behrendt (2011) hipokampusun üçüncü bölgesi, olarak bilinen CA3 adlı bölgenin kronik strese sebep olan travma benzeri yaşantılar sonucunda hacminde küçülme meydana geldiğini belirtiyor. Diğer bir çalışmaya göreyse (Duman & Monteggia, 2006), sürekli stres beyindeki nöral yolların sayısında ve şeklinde değişikliğe sebep olabilmektedir. Düzgün işleyen bir hipokampus ve ön lop kişiler arası iletişim kurmada, empati hissinde ve ilişki oluşturmada yardımcı olduğundan (Rubin, Watson, Duff ve DCohen, 2014), bu bölgelerdeki değişimlerin kişilerin karakterini ve davranış biçimini değiştirebileceği öngörülebiliyor.

Travis

Onu öfkelendiren kaynakları ortadan kaldırmak

Travis’in günlüğüne yazdıklarından anlıyoruz ki, herkes onun için aşağı yukarı aynı olduğundan diğer taksicilerin aksine o müşteri ayırt etmiyor. Bir gece arabasına aldığı yolculardan birisinin, Travis karakteri üzerinde büyük etkiler yaptığını gözlemliyoruz. Filmin en kritik sahnelerinden biri olan bu sahne, gece yolcularından bir tanesinin Travis’e katlardan birinde onu aldatan eşinin siluetini göstererek, nasıl sinirli olduğunu saldırgan bir şekilde anlattığı sahne. Bu sahnede, hem eşini hem de onu aldattığı adamı nasıl öldüreceğine dair ayrıntıları kendini kaybetmişçesine taksi şoförüne anlatan yolcunun öfkesi, aslında Travis’e hiç de yabancı olmayan kendi öfkesini hatırlatıyor gibi.

Bundan önce her öfkelendiğinde şikâyet eden Travis’in aksine; bu adam onu öfkelendiren kaynakları ortadan kaldırmaktan bahsediyor. Bu geceden sonra, sanki bir sonraki adımda ne yapacağını daha iyi biliyormuşçasına davranan Travis’in tavırlarında belirgin bir değişim geçekleşiyor. Vücut geliştirmeye başlayan Travis, aynı zamanda o güne kadar harcamadığı tüm parasıyla pek çok silah satın alıyor. Bu sahnelerin geneline bakıldığında buradaki olgunun model alarak öğrenme olduğu anlaşılıyor. Bandura(1986)’nın görüşüne göre birey ile çevresi arasında sürekli etkileşim var ve kişiler pek çok davranışı model olarak benimsediği kişiden gözlemleme yoluyla öğrenebiliyor. Öğrenilen, beyinde gerekli görüldüğü zamanlarda kullanılmak üzere depolanan davranış kodları, bir tehlike anında geri çıkarılarak kullanıyor.

Travis

Travis’in bir kahramanlığı

Filmin belli bir noktasına kadar gördüğümüz Travis karamsar, pek arkadaş canlısı sayılmayan ve genelde çevresiyle şikâyet ederek iletişim kuran birisi. Bunlar Allport’un üç çeşit kişilik özelliklerinden kardinal özellikler olarak kabul edilebilir. Kardinal özellikler, bireyin tüm hayatında süreklilik gösteren aşikâr karakter özellikleridir. Örneğin kişinin ismi unutulduğunda, bu özellikleri bir diğer kişiye aktararak bahsettiğimiz kişinin kim olduğunu anlatabiliriz. İkinci olarak, Travis incelendiğinde karamsar, soğuk ve saldırgan olması onun duygularına iç dünyasına dair sürekliliği olan, merkezi özellikleri’dir. Bunlar onu hiç tanımayan birisinin dışarıdan gözlemlemesi zor özellikleri denilebilir. Son olarak, İkincil özelliklerine bakıldığındaysa, Travis’in tanıdıklarla ilişkilerinde mesafeyi korumayı tercih ettiğinden ve geceleri film izlemekten hoşlandığından bahsedilebilir.

Yeşil kelimesinin yeşilin pek çok tonunu tanımlayabilmesi gibi (Allport & Odbert, 1936), kişilerde olduğu belirtilen özelliklerin de yalnızca bir noktaya kadar gerçekliği yansıttığı da unutulmamalıdır. Diğer kişilik özellikleri teorisyenlerinden farklı olarak Allport, durumsal/çevresel değişimlerin kişinin merkezi özellikleri yerine ortaya konacak geçici bir hal/tavır belirlemede önemli rolünün olduğunu da belirtmiştir.

Örneğin Travis’in kalabalık bir şehirde yalnız olması durumu, onun bu duruma özgü kalıcı olmayan hallerini aktive ediyor olabilir. Travis’in kendisini insanlarla iletişim kurmayı, kendisine-diğerlerine güçlü olduğunu kanıtlamayı ve öfkesini dışa vurmayı sağlayacağı bir durumun içine kendini sokuyor olması onun merkezi özellikleriyle ilgiliyken; tüm bunları Iris isimli küçük yaşta bir hayat kadınına yardım etme vasıtasıyla sağlıyor olmasıysa bu durumsal faktörün onun kendini ortaya koymasına nasıl katkıda bulunduğunu gösteriyor. Ek olarak, filmin sonlarında Travis’in bir kahraman olarak gazetelerde yerini alması, toplumun kişilere unvan verirken kişilerin merkezi/içsel özelliklerine göre değil, geçici hal ve aktiviteler üzerinden bunu yaptığını da görmüş oluyoruz.

DİLARA BEDRİYE

*Bu yazı daha önce GodFather Dergisi’nin Mart – Nisan 2016 tarihli 1. sayısında yayımlanmıştır.