Senaryonusunu Hakan Günday ve Gürhan Özçiftçi‘nin kaleme aldığı film…

Müslüm Gürses’i ve yaşadıklarını biliyorduk ama doğru anlatabilmek için Müslüm Baba nasıl bir karakterdir sorusunun cevabı üzerine çok düşündük, kafa yorduk” diyen Gürhan Özçiftçi’nin, “Sanatçının güçlü yönlerini, savaşını ortaya koyduk. Müslüm Gürses’i herkes tanıyor ama bu filmi izleyince Müslüm Baba’yı hiç tanımadıklarını anlayacaklar. Muhterem Nur’a bu yolu bize açtığı ve bizimle paylaştığı için teşekkür ederiz” dediği gibi gerçekten de hiç tanımamış olduğuma kanaat getirdim.

Urfa Halfeti’den Adana‘ya göç eden bir ailenin en büyük oğlu Müslüm. Fakat bir kardeşi öldükten sonra gittiklerini, babasının alkolik ve kötü bir adam olduğunu, annesinin ve kardeşinin ölümüne sebep zalimliğini filmde gördüm. Bergen’in hayat hikayesinin de film olacağını duyduğum bu zamanlarda hakikaten “Acıların Kadını” sıfatının Müslüm Gürses’deki karşılığı sahiden de “Acıların Adamı” olduğunu da… Misal “Nilüfer” şarkısını da dinlemiştim de mesela sözlerini ve o albümün Murathan Mungan elinden olduğunu bilmezdim. Albümde Bjork, Leonard Cohen çevirileri olduğunu da…

Kardeşinin mezarına bir avuç toprak koyarak başlar film. Halkevinde öğrendiği bağlaması hayat görüşünü kendisine rol alan hocası ile müzik serüveni de başlar.

Oyuncu kadrosuna sırası ile gireyim. Çocukluğunu ve ilk gençliğini O Ses Türkiye yarışmasına katılan, O da Müslüm Gürses gibi aslen Urfa’lı Adana’da doğan bir çocuk canlandırıyor: Şahin Kendirci. Asla çocuk şarkıcıları kabullenemediğim içsel dünyamın büyümüş hali ile artık bir yere koyabileceğim kocaman çocuk artık o.

Timuçin Esen adeta Müslüm Gürses’in kendisi gibiydi. Kendisinin seslendirdiği şarkıları ile tavrı ile mimikleri ile girdiği bu rolden nasıl kurtulabilmiştir diye merak ediyorum. Muhteşemdi muhteşem!

Muhterem Nur‘un hayatının anlatıldığı yakın zamanda Gülşen İşeri tarafından yazılan o kitabı okumak da farz oldu, “Zerrin Tekindor‘dan başkası oynasaydı nasıl olurdu?” diye düşündüğüm filmin sahnelerinden sonra. Kötü hayatlardan, çocukluklarından her şeye, herkese, tüm o yaşadıkları zamanın tabularına rağmen birbirlerini bulmalarını, o büyük aşklarının filmden sonra kendisinin anlatısı ile bilmek için.

Hakan Günday‘ın eli değmiş “nasıl da belli” diyerek. “Daha” filmini “Şahsiyet” dizisini hatırlattıktan sonra “Müslüm” filmi ile bir sonraki projesini merakla bekliyor olduğumu söylemenin yeridir.

Yönetmeni Ketche diye bilinen ama kendisini bilmediğim “Romantik Komedi” filmi ile anımsayıp herhalde en iyi işi budur diye düşündüğüm Hakan Kıraç, mükemmel görüntüler ile görüntü yönetmeni Martin Szecsanov

Bu filmi gidiniz, görünüz, biliniz. Hatta sinemada duyduğum seslerle ağlayınız da…

Sibel Gündüz

Sibel Gündüz’ün diğer yazıları:

Paramparça: ‘Kesik’ten sonra Fatih Akın

Şahsiyet’ini Hatırla