Anasınıfına giderken “oh oh çekilin yoldan vahşi batıdan geliyorlar / Amerikanlar eskidi bunlar, Turkish kovboylar” şarkısıyla dans edip 23 Nisan kutlamalarına katıldığımı hatırlıyorum. Şarkının Grup Vitamin‘e ait olduğunu bilmiyordum o zamanlar. İşin eğlencesinde dans ederken tek derdim şapkamın neden düşüp durduğuydu! Kovboy şapkası yerine cadı şapkası takamaz mıydım? Pazar günleri ailecek izlediğimiz Spagetti Western‘leri de hatırlıyorum. Kovboyların makarna sever olduklarına inanıp onlarla özdeşleşmek! İyi Kötü Çirkin’i izleyip “ama kötü daha karizmatikmiş” demek. Westernlerde kadın rollerin azlığını fark edip Calamity Jane’i keşfedince sevinmek. Onun hakkında “eline silah aldığında erkekten farkı kalmaz” yorumlarını okuyunca öfkeden deliye dönmek. Nerede bu kadınlar? Hepsi çocuklarını içeri alıp düello alanından kaçmışlar mı? Neredeler?

Hey, erkek!  Sana sesleniyorum, adam gibi adamların dünyasıdır Western! Bunu böyle bileceksin! Kolay değil, kan ter içinde kalacaksın! Posta arabaları soyulacak, çeteler her yerde olacak, sen de gölgenden hızlı çekeceksin o silahı. Boşuna elin belinde dolaşmıyorsun erkek! Hey, kadın! Sana sesleniyorum, senin dünyan değil Western! Erkek için yaşayacaksın, nerede olduğun önemli değil. Ya gönlünü hoş edeceksin erkeğin ya da hoş edeceksin. O kadar!

Tabii bu kadar değil Western filmler. Düelloların tatlı telaşında rekabet sonuna kadar yaşanıyor. Spagetti Western’den tut Çağdaş Western’lere hepsinde iç savaşlar, adam asmacalar, bar kavgaları, toplumsal incelemeler, uçuşan balon etekler… Johnny Guitar (1954)‘ı tüm bu filmlerin neresine yerleştirmeli? Filmden spoiler (sürprizbozan) vererek analizlere girişmek istemiyorum. Film, toplumsal cinsiyet eleştirisi olarak hatırı sayılır bir iş çıkarmış. Western’in eril dünyasına kadın eli değmiş! Yönetmen Nicholas Ray‘in diğer filmlerine de göz attığımızda toplumsal eleştirileri, gençlik sorunlarını ve şiddeti nasıl işlediğini fark ederiz. Johnny Guitar da, 50’li yılların Amerikası’na damgasını vurmuş, Feminist Western olarak yerini almış.

Western

Feminist Western

Feminist Western terimi genellikle kadın karakterlerin baskın olduğu, erkek karakterlerin gölgede kaldığı Western filmler için kullanılıyor.[1] Anti-tez olarak seyirci önüne çıkan bu filmler gerçekten bu ismi hak ediyorlar mı? Kaçıncı dalga olduğu fark etmeksizin, feminist teoriler eşitlik temeline dayanır. Kölelik ve ırkçılığı barındıran eril şiddete de karşı çıkar. Buna rağmen,  ‘cinsiyet eşitliğine inanmak’ kimseyi feminist yapmaz. Nicholas Ray, cinsiyet eşitliğine inanan bir erkek, Johnny Guitar‘ı nasıl şekillendirmiş dersiniz?

Temelde iki kadın karakterin çatışmasını anlatan filmin adı (Johnny Guitar), filmdeki bir erkeğin ismi. Öyle bir erkek ki, soyismini Guitar olarak değiştirmiş, elinden silahını bırakmış, beş yıl önce âşık olduğu kadın onu çağırıyor diye hemen yardıma koşmuş. Filmin sonuna kadar Vienna’nın destekçisi. Yönetmen de filmin ismine Vienna’yı değil Johnny’yi uygun görmüş. İzleyenler Johnny’nin hikâyesinden çok Vienna’yı görünce de şaşıracaklar tabii.

Vienna ve Emma filmin iki ana karakteri. İkisi de kadın. Aşk üçgeni de var elbette. Dancing Kid, Vienna’ya âşık. Emma, Dancing Kid’e. Eski aşklar da olmaz mı? Var! Johnny ile Vienna beş yıl önce âşık olmuşlar birbirlerine. Ancak, ne Johnny bekle demiş ne de Vienna kalmış yerinde. Kadın kimlikleri nasıl tanımlanıyor peki? “Vienna gibi bir kadını hiç görmediniz.  Kadın değil erkek sanki. Erkek gibi düşünüyor erkek gibi davranıyor.” Tüm bu erillik aşkı da içinde barındırıyor.

Western

Farkhunda’yı hatırlamak

Şimdi yazının bu kısmında ara veriyorum ve sizi başka bir hikâyeye götürmek istiyorum. Benim size anlatmak istediğim şey melodram değil. Açıkçası Western de değilmiş. Western dosya konusu olunca, zihnimde canlanan bu filmi bir kez daha izledim ve anlatmak istediğim şeyi bölük pörçük zihnime kazınmış buldum. Filmde geçen iki replik -ikisi de Vienna’ya ait- bana Afgan bir kadını hatırlatıyor; Farkhunda Malikzada’yı. 2015’in Mart ayında linç edilerek öldürülen bir kadını. Camii önünde muska satan bir adamın işini engellediği için, “Kuran yaktı bu kadın” denilerek dövülüp öldürüldü Farkhunda. Ölü bedeni çatıdan atıldı. Cansız bedeni üzerinden arabalar geçti. Yetmedi, ölü bedeni yakıldı ve dövülmeye devam edildi. Kalabalık bir erkek grup tarafından linç edildi. Polise haber verilmedi, ibret olsun diye!

Western

Vienna’yı izlerken nasıl oldu da Farkhunda’yı hatırladım diye düşünüyorum bir süredir. Vienna, Emma, Johnny, Dancing Kid… Hiçbiri değil sebep. Farkhunda’yı hatırladım çünkü Emma’nın arkasındaki kalabalıktan korktum. Cadı avı, düzeni, ahlak-toplum kurallarını bahane eden iyi vatandaşlar tarafından yapılmıyor mu günümüzde de? Emma’nın sözünden çıkmazmış gibi hareket etseler bile cadı avcılarının neler yapabileceklerinden korktum. Biraz kışkırtmayla her şeyi yapabilen bir gruptan başka ne korkutucu olabilir? Cevap veriyorum: O grup karşısında direnen bir kadın. Öfkeli gruplar, sesi olan kadınlardan korkar. Kendisi olup mücadele eden kadınlar korkutucudur. Farkhunda’yı hatırladım, çünkü Vienna üstüne gelen kalabalığa sesleniyordu: “Masum olduğumu biliyorum, masum olduğumu bildiğinizi biliyorum. Yine de burada akbabalar gibi dikilmiş bir ceset daha bekliyorsunuz.”

Western

Küller

Western filmlerde “siyah” adamların, “kadın”ların sömürüldüğünü görürsünüz, çocukları göremezsiniz bile. Feminist Westernlerde de “siyah kadınları” göremezsiniz.[2] Eşitsizlik, şiddet, varoluş sorunları sinemanın olmazsa olmazları sanırım. Sevdiğim filmlerin, üzerine düşünmem gereken şeyleri bana hatırlatanlar olması tesadüf olamaz. Johnny Guitar‘ı Feminist Western yapan ve anti tezini kabul etmemi sağlayan tek şeydir Farkhunda. Feminist Western’lerin güçlü kadın karakterleri sadece erkek gibi olanlar, pantolon giyinip silah kullananlar ya da aşklarının intikamını alanlar değildir; sesini duyurup mücadele edenlerdir. Kendisi olmaktan vazgeçmeyip ölümü göze alabilenlerdir. Son olarak, Vienna’nın dediği gibi “bir ateş söndü mü geriye sadece küller kalır”.

Küller dünyaya dağılır ve yeryüzündeki her cadı, o küllerle yıkanır.

[1] http://westerns_films.enacademic.com/153/FEMINIST_WESTERNS

[2] http://thoughtcatalog.com/kovie-biakolo/2014/11/i-am-tired-of-white-western-feminism-and-heres-why-you-should-be-too/

*Bu yazı daha önce Sine K Dergi’nin Ocak-Şubat 2017 tarihli 2. sayısında yayımlanmıştır.

İlginizi çekebilir:

Eril tahakkümün yarattığı delilik: Etki Altında Bir Kadın film eleştirisi

Öğretilen kadınlık: Disney prenseslerinden Miyazaki’nin kadınlarına

Metropolis: Sinemanın ilk distopyasında sınıf çatışması

Cyrano de Bergerac’ın “İstemem eksik olsun!” tiradı