Bilimkurgu tarihini inceleyen kaynaklarda distopya kavramı, tarihin bilinen en eski destanlarından “Geçmişe dönük bilimkurgu” olarak kabul edilen Gılgamış Destanı’yla başlatılır. Sinemanın doğuşu ile birlikte Fritz Lang’ın sınıf çatışmasını irdeleyen Metropolis, George Orwell’in 1948’de yazdığı ve Michael Radford tarafından sinemaya uyarlanan 1984 filmi, ünlü bilimkurgu yazarı Ray Bradbury’nin romanından Francois Truffaut tarafından sinemaya uyarlanan kült film Fahrenheit 451 gibi filmler, distopik sinema geleneğinin öncüleri kabul edilir. Geçmişten bugüne nükleer savaş, su sorunu, yer altı kaynakları, çevre, ekoloji, yeni enerji sistemleri ve petrol savaşları daima evrenselliğini koruyan konular olarak karşımıza çıkmaktadır.

Siyasi, sosyal ve bireysel yaşantımıza etki eden bu konuların yedinci sanata olan katkısı yadsınamaz. Bilimkurgu sinemasının alt türü olan distopik filmlerin konu açısından mayasını oluşturur. Günümüzde 4 mevsimi doğal akışıyla yaşayamadığımız dünyada artık mevsimler küresel iklim sorunları nedeniyle,  yaz ve kış olarak sürmektedir. Distopik zamanda 4 ayrı mevsimde geçen Yol (The Road, 2009),  Koloni (The Colony, 2013), Tanrı’nın Kitabı (The Book of Eli, 2010) ve Su Dünyası (The Waterworld, 1995) filmleri çözümleme açısından ilginç ipuçları sunmaktadır.

Yol (The Road) – Sonbahar – Güney

Distopyanın 4 mevsimi

Distopyanın 4 mevsimi: Sonbahar – Yol (The Road)

Yol (The Road) filmi, Amerikalı yazar Cormac McCarthy’nin çoksatan romanından yönetmen John Hillcoat tarafından beyazperdeye uyarlandı. Film, bir baba ve oğlu arasındaki sevgi ilişkisini ve beraber çıktıkları yolda “Güney”e ulaşmak için yaşadıkları zorlukları, görsel bir dille yansıtıyor. Filmde, aylardan ekim olduğunu ana karakterlerden biri olan “baba”nın dilinden duyarız. Güneşsiz günler, sürekli yanan ormanlar ve kırılarak yollara devrilen ağaçlar felaketin boyutlarını göstermektedir. Baba ve oğlun sonu belirsiz yolculuğunda karşılarına sokak çetesi üyesi, yaşlı adam, hırsız ve sürekli etrafa ateş eden yaşlı çift çıkar. Film süresince, baba ve oğlun gerçek adlarını öğrenemeyiz. Mutlu aile tablosu, felaket sonrası başlayan kaos yüzünden annenin evi terk etmesiyle bozulur. Çocuk, anne özlemi ve arkadaş eksikliği çekmektedir. Açlık ve soğuk hava, baba ve oğlun en temel sorunu olarak karşımıza çıkar. Yamyam insanlar, mücadele edilmesi gereken başka tehlikeler olarak karşımıza çıkar. Babanın mevcut tehlikeler karşısında koruma içgüdüsü oldukça yüksektir. Baba, hayatı tehlikeye girdiğinde oğluna silahla kendini vurmasını öğütler.

Film, Hristiyanlık, İncil ve inanca dair göndermelerde (metafor) bulunmaktadır. Yola çıktıklarında bir köprü üstündeki tabelada yazan ve İncil’e referans veren bir ayet; yaşlı adamın adının Eli olması ve yaşlı adam ile baba arasında geçen bir diyalogda,  yaşlı adamın çocuğa “melek” demesi dikkat çeken göstergelerdir.  Baba, muhafazakâr ve dindar bir adam profili çizmektedir. Çocuk, babasına baba yerine “Papa” diye hitap ediyor. Baba oğluna kutsallık atfetmekte, mevcut kaos düzeninden çıkaracak “Mesih” gözüyle bakmaktadır. Baba’nın bu yolculuktaki tek amacı, oğlunu iyi insanların yaşadığına inandığı Güneye götürebilmektir.  Baba, kutsal emaneti yerine ulaştırmak için verdiği mücadelede karşısına çıkan insanların hiçbirine güvenmemektedir. Paranoyak ruh halinde olduğu için, sürekli takip edildiğini düşünür. Karşısına çıkan insanlara -tesadüfen karşılaşsa dahi- ilk sorduğu soru bu olur. Oğul da, babasının psikolojik durumu nedeniyle insanlara karşı olan acımasız ve hoşgörüsüz tutumunu frenlemeye çalışır.

Distopyanın 4 mevsimi

Distopyanın 4 mevsimi: Sonbahar – Yol (The Road)

Herkesin kötü olmadığını anlatmaya çalışır. Babanın, takip edildikleri konusunda haklı olduğu noktalar da vardır. Hedefledikleri yolun sonunda Güneye, sahile ulaştıklarında, baba ağır hasta ve yaralıdır. Baba ve oğlu takip eden bir de aile vardır. Baba emaneti yeni aileye teslim edemeden ölür. Çocuk, babası ve sahilde karşılaştıkları aile arasında geçen diyaloglarda, her iki taraf da birbirini test eder. Çocuk, aralarına katılacağı yeni ailenin üyeleri olan adamın karısı ve iki çocuğu ile tanışır. Kendisini güvende hisseder. Filmde vurgulanan Tanrı, inanç, çekirdek aile kavramları, Amerikan toplumsal yaşantısında sosyal ve dini bozulmanın çerçevesini çizmektedir. Kaostan sonra kurulacak ilk düzenin çekirdek aile ve din olgusu olması gerektiğine işaret eder.

Koloni (The Colony) – Kış – Güneşli Bölge

Distopyanın 4 mevsimi

Distopyanın 4 mevsimi: Kış – Koloni (The Colony)

Koloni (The Colony), yönetmenliğini John Renfroe’nin yaptığı 2013 yapımı bir film. 2045 yılında buzul çağında insanların Koloni adını verdikleri yer altı şehirlerinde yaşadıkları dünyanın tasvirini çiziyor. Koloni adı verilen yapıların dış cephesi fabrikaları andırır. Koloni 7’nin lideri Briggs, çocukken ailesini karlar altında kaybeden Sam, Koloni’nin güvenliğinden sorumlu Mason ve bilim kadını Kai’yi, yan karakterler olarak tanırız. Koloni’de grip ve soğuk algınlığı korkusu vardır. Mason, gripten dolayı hasta olan bazı koloni üyelerini karantina aşamasından sonra yine iyileşmediği takdirde seçim hakkı tanımadan vurur. Bu olay, önce Sam ve sonra Koloni’nin lideri Briggs arasında çatışma noktası olarak karşımıza çıkar. Briggs, “Biz insanlara seçim hakkı veriyoruz, ne olursa olsun bu onların seçimi” diyerek Mason’u uyarır. Koloni’de yaşamı sürdürmek için gerekli olan bir çok enstrüman vardır. Hayvanlara yönelik deneyler yapılan bilimsel laboratuvarlar, tohum üretimi yapılan botanik, kilise/şapel ve günlük yaşamı sürdürmek için gerekli her türlü olanak mevcuttur. Koloni 5’ten gelen imdat çağrısı üzerine Briggs, Sam ve Graydon adlı bir gençle ekip oluşturup yola çıkarlar. Koloni 7’nin sorumluluğunu Briggs Mason’a güvenmediği için Kai’ye vermiştir. Briggs’in ayrılması, Koloni içindeki iktidar mücadelesini ve çatışmasını tetikleyecektir. Mason, zorla Kai’den yönetimi devralmasıyla birlikte, kendi kurallarını da uygulamaya başlayacaktır.

Film, günümüzde hakkında pek çok komplo teorisi üretilen HAARP teknolojisine atıfta bulunmaktadır. “Hava Düzenleme Teknolojisi” (Weather Modification Tech)  buzul çağının nedeni olarak gösterilir. Çünkü bu teknoloji, kolonileri tamir edilmeyecek şekilde bozmuştur. Sam bu durumu şöyle açıklar: “Dünya çok uzun zaman önce dondu. O kadar ki, önceki güneşin sıcaklığını hatırlayamıyorum. Bununla ilgili birçok hikâye dinledim. Yakıtlarımızın yanmasıyla dünyamızın ısınmasıyla ilgili hikâyeler, hava durumunu anlamak için gökdelenler yaptığımız hakkında… Gerçek şu ki, bir gün kar yağmaya başladı ve hiçbir zaman durmadı.” sözleri ile felaketin nasıl ve neden başladığına dair bir tablo çizer.

Distopyanın 4 mevsimi

Distopyanın 4 mevsimi: Kış – Koloni (The Colony)

Ekip, karlar ve buzlar altında şehirlerden geçerek Koloni 5’e ulaşır. Koloni’de sağ kalan bir adamdan “Güneşli Bölge”nin varlığını ve koordinatlarını öğrenirler. Bu değerli bilginin yerine ulaşması kolay olmayacaktır. Çünkü ekibin karşısına Koloni 5’i işgal eden yamyam çetesi çıkar. İnsanlıktan çıkmış bu çete, Briggs ve Graydon’u öldürür. Sağ kalan Sam, Koloni 7’ye ulaşmayı başarır. Yamyam çetesi ile uygar bir yaşam düzeni içinde hayatını sürdüren Koloni 7 üyeleri arasında kanlı bir savaş başlar. Sakin bir mizaca sahip Sam, kanlı çarpışma sonucunda vahşi, acımasız ve karanlık yönlerini çok acı bir tecrübe ile keşfedecektir. Artık, Koloni 7 insanları ile yamyamlar arasında “Hayatta kalma” mücadelesi başlamıştır.  Mason ise yaptığı hataların bedelini çok ağır ödeyecektir. Çok kanlı bir savaş sonucunda hayatta kalmayı başaran Sam, Kai ve birkaç kişi Güneşli Bölge’yi bulmak için yola çıkarlar.

Güneşli Bölge’de yaşayanların istedikleri en önemli şey “tohum”dur. Sam, hayatta kalan birkaç kişiyle birlikte bilinmeyene doğru yola çıkar. Koloni (The Colony) filmi, 7 rakamı ile Hristiyanlık öğretisinde 7 ölümcül günah kavramlarına gönderme yapar. Filmin bir sahnesinde, koloni içinde kilise olduğunu gösteren bir odanın duvarında haç işareti göze çarpar.  Bu, Koloni 7’de yaşayan insanların felakete rağmen, inanç boşluğunda olmadıklarını gösterir. Koloni 5’i ele geçiren ve işgal eden yamyamları ise insanlıktan çıkan ve ruhunu kaybetmiş vahşiler topluluğu olarak anlatır.  Film, “Modernlik” ve “Vahşiliğin” tezatlığını görsel biçimde yansıtır. Koloni 7, iktidar ve hegemonya savaşının mücadele sahası olarak karşımıza çıkar.

Tanrının Kitabı (The Book of Eli) – İlkbahar – Batı

Distopyanın 4 mevsimi

Distopyanın 4 mevsimi: İlkbahar – Tanrının Kitabı (The Book of Eli)

Yönetmenliğini Albert-Allen Hughes Kardeşler’in yaptığı film, nükleer felaket sonrası, kent toplumundan kabile toplumuna geçiş yapan bir dünyada Walker/Eli adlı rahip savaşçının sahip olduğu kutsal kitabı Batıya götürmek üzere yolculuğa çıkmasını anlatıyor. Bu yolculukta, Carnegie adında kitap kurdu olan bir terör çetesi lideri, Walker’ın karşısına çıkıyor. Carnegie’nin aradığı kitabı, Walker taşımaktadır. Kitap, Carnegie ve Walker arasındaki çatışma noktası olur. Carnegie, kitaba sahip olup, insanları kontrol etmek için bir araç olarak kullanmak istemektedir. “Peygamber” olduğuna inandırarak kitleleri yönetmek ister. Carnegie ve bir adamı ile aralarında geçen konuşmada “neden o lanet kitap” sorusunu şöyle cevap verir. “O lanet bir kitap değil aptal! O bir silah. Zayıflarla çaresizlerin kalplerini ve zihinlerini hedef alan bir silah. Bize insanlar üzerinde tam kontrol verecek. Lanet bir kasabadan daha fazlasına hükmetmek istiyorsak, kitap elimizde olmalı. Her yerden insanlar gelecek, sözlerim kitabın içindense dediğimi yapacaklar. Bu daha önce oldu. Yine olacak.  Lazım olan tek şey o kitap.” 

Distopyanın 4 mevsimi

Distopyanın 4 mevsimi: İlkbahar – Tanrının Kitabı (The Book of Eli)

Carnegie bu sözleriyle dinler tarihine, peygamberlere ve siyasi tarihe göndermelerde bulunmaktadır. Çöl tozlarının savrulduğu metruk bir kasaba, isimsiz gizemli yabancı, kasabayı diktatörlükle yöneten zalim çete lideri, motorlu çeteler gibi öğeler, film türleri içinde önemli bir yeri olan Western türünün özelliklerini göstermektedir. Çete lideri Carnegie, su ve yiyecek kıtlığını, kasaba halkını yönetmek için kullandığı bir araca dönüştürür. Kontrol mekanizmasında eksik halka, inanç boşluğudur. Doğal felaket sonrası oluşan kaosta,  insanlar kendi aralarında savaşmaya başlamıştır. Savaş sonucunda kutsal kitaplar toplanıp yakılmıştır. Yakılmaktan kurtarılan tek kitap, Walker/Eli’nin yanında taşıdığı kitaptır. Carnegie, kitabı ele geçirerek bu halkayı tamamlayacaktır. Peygamberliğini ilan edecek, bilinçsiz ve inanç boşluğunda olduğunu düşündüğü insanları yönetmek için kendi tarafına çekecektir.

Distopyanın 4 mevsimi

Distopyanın 4 mevsimi: İlkbahar – Tanrının Kitabı (The Book of Eli)

Walker’ın yolculuğuna Solana adlı bir kız katılır. Solana, kör annesi ile birlikte Carnegie’nin yönettiği kasabada yaşamaktadır. Walker ve Carnegie arasındaki kitap için verilen kanlı çatışma iki tarafın aleyhine bir sürece doğru ilerler. Walker çok ağır yaralanır ve varmayı hedeflediği Batıya ulaşmayı başarır. Carnegie, kitabı ele geçirmesine rağmen kasabadaki otoritesini kaybeder. Kitabın çok önemli bir sırrı daha vardır. Kitap elinde olmasına rağmen okuyamaz. Kitabı okuyacak tek kişi, Solana’nın kör annesidir. Walker, Alcatraz Kütüphanesi’ne yani Batı’ya ulaşmıştır. Filmin finalinde, Walker’ın gerçek adının Eli olduğunu öğreniriz. Teslim ettiği kitabı, yani İncil’i ezberlemiştir. Walker’ın görevinin sona erdiğini ve asıl işinin “Okuyucu” olduğunu final sahnesinde görürüz. Kütüphaneci’nin görevi de “Yazıcılık”tır. Filmde inanca sık sık vurgu yapılmaktadır. Film, Hristiyanlık tarihine göndermelerde bulunarak, kaos düzeninde tekrar düzeni sağlamak için kutsal kitabı korumakla görevli ulak (messenger) savaşçı rahiplerin ortaya çıkıp düzeni sağlaması üzerine kurgulanmıştır. Eli öldükten sonra onun görevini Solana üstlenecektir.

Su Dünyası (The Waterworld) – Yaz – Kuru Topraklar

Distopyanın 4 mevsimi

Distopyanın 4 mevsimi: Yaz – Su Dünyası (The Waterworld)

Yönetmenliğini Kevin Reynolds’un yaptığı 1995 yapımı filmde, sular altında kalan “medeniyetin” su üstünde yaşayan kabile topluluklarına dönüşmesini ve kendi aralarında çatışma ve savaşı western etkisi ile anlatan bir yapım. Su, toprak, yiyecek kıtlığı başat sorunlar olarak öne çıkar. “Dumancılar” adı verilen çete ise küçük kabile topluluklarına saldırarak kendi düzenlerini sağlamaya çalışmaktadır. Önceki filmlerde vurguladığımız gibi nükleer felaket sonrası insanlarda inanç boşluğu oluşmuştur. Koloni (The Colony) filminde karlar altında şehir kuran insanlar, başka bir felaket sonrası yaşayacakları mekânları su üstünde kurmuşlardır. Filmde bu mekânlar Atol diye tanımlanır. Ticaret/Kapitalizm eski düzende olduğu gibi devam etmektedir. Denizci bir adamla olan mal alışverişinde “Su dünyasında hiçbir şey bedava değildir.” sözü ile bu durum özetlenir.

Distopyanın 4 mevsimi

Distopyanın 4 mevsimi: Yaz – Su Dünyası (The Waterworld)

Su Dünyası olarak tasvir edilen dünyada, saf toprak altın değerindedir. Su, yiyecek ve tohum en pahalı yaşamsal gereksinimlerdir. Enola adlı kızın sırtına dövme şeklinde “Kuru Topraklar”ın haritası işlenmiştir. Bu sahne, filmin ana temasına işaret eder. Dumancılar, kızın ve haritanın peşine düşerler. Bu durum, Dumancılardan kaçan Enola ve ona annelik yapan Helen’in, Denizci ile olan birlikteliğini zorunlu kılar. “Denizci” hem kızı korumak, hemde kuru bölgeye ulaşmak isteyen anne ve kızına yardım etmek ister. Anne, kızı ve Denizci arasında uyumsuzluk ve zorunlu yolculuk nedeni ile kişisel çatışmalar da yaşanır. “Denizci”nin aile ve çocuk hasretini, Enola ile olan inişli çıkışlı ilişkilerinde görürüz. Denizci, yüzme bilmeyen Enola’ya yüzme öğretir. “Kuru Topraklar” su üstünde yaşayan insanlar tarafından efsane olarak nitelendirilir. Asla ulaşılamayan hayali, ütopik bir yerdir.

Distopyanın 4 mevsimi

Distopyanın 4 mevsimi: Yaz – Su Dünyası (The Waterworld)

Denizci, Enola’yı Dumancıların elinden kurtarır ve söz verdiği gibi Helen ve sağ kalan birkaç kişi ile beraber Kuru Topraklara götürür. Film, günümüzde hiç tükenmeyeceğini düşündüğümüz su, toprak ve bitki gibi yaşamsal ihtiyaçlarımızı karşıladığımız kaynaklar bittiğinde, nasıl bir dünyanın bizi beklediğine dair gelecek tasvirini çiziyor. Önceki filmlerde bahsettiğimiz kaos düzeni bu filmde de karşımıza çıkmaktadır. Helen “toprağı nereden buldun” diye sorar. Denizci, okyanusun derinliklerine inerek oradaki şehirleri ve toprağı gösterir. Çünkü büyük felaketten sonra “uygarlık” sular altında kalmıştır. Kaos düzeninde kabile toplulukları ve ortamı terörize eden çeteler türemiştir. Kurtarıcı rolünü ise mutasyona uğrayan “Denizci” üstlenmiştir.

Distopyanın 4 mevsimi

Distopyanın 4 mevsimi: Yaz – Su Dünyası (The Waterworld)

Dört ayrı mevsimde ve doğal felaketler veya nükleer savaş sonrası bir dünyada geçen filmlerde, insanlığın sonunun nasıl geleceği üzerine yazılan bilimsel tezler veya öngörülerin beyazperdeye yansımasını görüyoruz.  Yaşadığımız dünyada,  açlık, su sıkıntısı, genetiği değiştirilmiş organizmalar, küresel iklim, ekoloji ve çevre sorunlarının nasıl çözüleceği konuları başlı başına birer muamma olarak önümüzde durmaktadır. Vahşi kapitalizm ile doğa ve insanlık arasında devam eden savaşı kimin kazanacağını ise “gelecekte” yaşayarak öğreneceğiz.

*Bu yazı daha önce GodFather Dergisi’nin Mayıs-Haziran 2016 tarihli 2. sayısında yayımlanmıştır.

SERKAN PAYDAK

İlginizi çekebilir:

Akira: Öteki’nin peşinde

Metropolis: Sinemanın ilk distopyasında sınıf çatışması

İnsanlığın cehennemi

Kötülüğün evrensel tarihi: The Gloaming