Sivrisinek Şehirde / Erlom Ahvlediani

Gürcü yazar Erlom Ahvlediani’nin başyapıtı olarak görülen roman, bir bataklığın kurutulması sonrasında hayatta kalan ve katilini bulmak için şehre giden bir sivrisineğin öyküsünü anlatıyor. Bunun yanı sıra roman, kendini ararken kurbanıyla karşılaşan Cimşer’in, grafoman bir yazarın, gördüklerini farklı değerlendirme yetisi olan Lia’nın, Lia’yı pek anlamayan ağabeyi Gia’nın yollarının nasıl kesiştiğinin de öyküsüdür.

Farklı katmanlarda ilerleyen olay örgülerini başarılı bir şekilde okuyucuya aktaran Ahvlediani, bu romanıyla, bilinç akışında, kendisini bulması için okura da bir yer açıyor. Sivrisinek Şehirde bir dil ve düşünce şöleni. Karmaşık ve tekrarlı anlatım dağınıklığa yol açmaksızın okurunu bir sorunun etrafında tutuyor.

Yürümenin Felsefesi / Frederic Gros

Fransız yazar ve akademisyen Gros, Yürümenin Felsefesi’yle yalnızca yürümenin değil, tekilliğin, doğanın iyileştirici gücünün ve aslında ihtiyaç duyduklarımızın dünyasını anlatıyor.

“Yürümek spor değildir” diye başlıyor Gross, çünkü yürümek; sporun verdiği tüm skor tabelalarından, rekabet ortamından, kendini aşma halinden çok uzakta bir eylem. Bu da onu, felsefeye en çok yaklaştıran noktalarından biri. Ama önemli olan onu nasıl kullandığınız. Evden bakkala, işten eve gibi bir yerden bir yere giderken yaptığınız eylem değil bahsi geçen. Gerçekten yürümek için yürümek. Yolların farkına varmak, manzarayı sindirmek, ayakların altındaki toprağı hissetmek. Yapılacak ve yapılması gereken her şeyi ertelemek. “Bir nefes almak”, belki “bir kafa dağıtmak” için yürümek. Biraz da “düşünmek.”

Gecekuşu Kornelius / Dezső Kosztolanyi

Gecekuşu Kornelius, Macar edebiyatının zenginliğini gözler önüne seren ilginç bir roman. Aslında yazılış biçimiyle de klasik romanlardan oldukça farklı. Anlatım dilinin zenginliği, içerdiği düalizm, çok seslilik, resmi olan ya da olmayan hiyerarşik yapıların abartılı mizah ve ironi ile alaya alınması bu kitabın tam da “karnaval metin” diyebileceğimiz bir yapıya sahip olduğunu gösteriyor. Kitaptaki her öykü derin bir ironi, abartılı bir mizah taşır. Toplumdaki rolleri, sınıfları açıkça alaya alır, farklı bakış açılarıyla okuyucuyu şaşırtır, ama bir karnaval karmaşasını da keyifle sunar.

Kitabı elinize ilk aldığınızda sıradan bir roman olmadığını hemen anlıyorsunuz. Orta Avrupa romanlarındaki hafif alaycı tavır, arada sırada gerçeküstü durumlardan yararlanma Kosztolanyi’de de var ancak cümlelerin ritmi, metnin temposu hiç düşmüyor.