Covid-19 her birimizi evlerde oturmaya zorladığından beri sosyal medya hesaplarında giderek artan bir şekilde ekmek yapımı şölenleri çıkmaya başladı. Video izlenmelerinde mayalı ekmek, makinede ekmek yapımı gibi aramalar çoğaldı. Ne oluyor? Neden evde ekmek yapıyoruz? Neden ay çöreği, boyoz, pavlova pastası değil de ekmek?

Jung’a göre; kendimizi bildiğimizden beri dinlediğimiz hikayeler, düşlerimiz ve inançlarımız, hayal dünyamızın imgeleri, korkularımız ve endişelerimiz zihnimizin derinliklerinde bir yerde birikir. Tüm bu birikim ortak (kolektif) bilinçaltıdır.[1] Kolektif bilinçaltı, evrim teorisi ile açıklanabilir diyen Jung, evrimsel deneyimlerin kişiliğin temelini şekillendirdiğini vurgular. Şuandaki davranışlarımızın hepsini yönlendirir ancak bu etkiden habersizdir kişiler, onları hatırlayamaz sadece kişisel deneyimlerimizmiş gibi hayal edebiliriz.[2]

Şimdi size iki hikaye anlatacağım. İkisi de aslında deney.

ekmek

Bebeklerin dil öğrenme mekanizmaları

Birinci deney[3]; MÖ 664-610 yılları arasında hüküm sürmüş Mısır firavunu Psammatikos’un bebeklerin dil öğrenme mekanizmalarını ortaya çıkarmaya çalıştığı deney olarak bilinmektedir. Firavun Mısırlıların yeryüzündeki ilk insanlar olduğunu dolayısıyla ilk dilin de kendilerine ait olduğunu düşünüyordu. Bunun için tasarladığı deneyde, bebekler fiziksel ihtiyaçları karşılanacak şekilde bakılıyor ancak hiçbir şekilde bebeklerle konuşulmuyor. Bu bakım çok da iyi şartlarda verilmiyor gerçi, bebekler “ağlama” dönemleri geçene kadar ağılda bir çoban tarafından bakılıyor deniyor Heredot Tarihinde. Çoban iki yılın sonunda ağıla girdiği bir gün çocukların ona ellerini uzatarak “Bekos” dediklerini duyuyor. Birkaç kez bu sözcük tekrarlandığında hemen firavuna haber veriyor. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki Mısırlılar ilk insanlar değil çünkü Bekos Frigce bir kelime, anlamı da: Ekmek.

ekmek

100. Maymun Deneyi

İkici deney[4], Kolektif bilinçle ilgili 100. Maymun Deneyi. Pasifik Okyanusunda bir adada belli bir maymun türü yaşıyor: Macaca Fuscata. Bu maymunlar beslensin diye kumlara patates bırakılıyor. Patateslere kumlar yapışıyor ama maymunlar yine de patatesleri yiyor. Sonra bir gün bir maymun elindeki patatesi yıkıyor. Bunu gören anne maymun da benzer şeyi yapmaya başlıyor. Sonra bu ilk maymunun arkadaşları da patatesi yıkamayı öğrenip kendi annelerine öğretiyorlar. Bazı maymunlar ise patateslerini kumlu yemeye devam ediyor. Ta ki.. Yüzüncü maymun da patatesi yıkayarak yiyene kadar. Bu kritik andan sonra ilginç bir şekilde bu adayla bağlantısı olmayan adalardaki maymun kolonileri bile patateslerini yıkayarak yemeye başlıyor. Kritik sayı (buna kritik kütle deniliyor) ile ilgili bu gözlemi başka deneylerle de kanıtlanıyor. Bu da demek oluyor ki, yeni düşüncelerin toplumda yayılabilmesi için kritik bir nokta var ve o noktaya ne zaman ulaşılırsa herkes birbirinden ayrı kıtalarda olsa bile aynı şeyi yapmaya başlıyor. Şu günlerde mesela: Ekmek.

Açlık filmi

Gelelim “Açlık (1975)” filmine. Bu filmi çocukken televizyonda izleyip çok etkilendiğimi hatırlıyorum. Özellikle çarpıcı bir son sahnesi vardır ben de bu son sahneden bahsedeceğim, dolayısıyla önce filmi izlemek isterseniz hala vaktiniz var.

ekmek

Türk sinemasındaki az sayıda kadın yönetmenden biri olan Bilge Olgaç tarafından yazılan ve yönetilen bir film Açlık. Türkan Şoray’ın rol aldığı toplumsal filmlerden biri. Filmde Meryem karakterinin dramı anlatılır. Kadının verdiği savaş anlatılır, bir kadının ne kadar güçlü olabileceği ve ne kadar da çaresiz kalabileceği anlatılır. Meryem çok çocuklu bir ailede büyürken ağanın evine gönderilir! Ağanın cinsel şiddetinden hayatta kalır ve başa bela olmasın diye gönderildiğinde (bu da başka bir adamla evlendirilmesi demek) özgürleşir. Köyü kıtlık bastığında, bir tek ağanın evinde bolluk varken Meryem yaşam mücadelesi vermeye devam eder. Çocuklarının ve evdeki dedenin artık çok aç olduğu bir gün dayanamaz ağanın evini basar ve sepetini birçok yiyecekle doldurur. Tabii evine dönene kadar da diğer köylüler tarafından fark edilir. İşte bu da son sahnenin başlangıcıdır. Meryem tam çocuklarını doyururken köylüler evi basar. Dedeyi ve çocukları yaralar, Meryem’i öldürürler. Dede ve çocuklar ayıldığında evde yiyecek namına hiçbir şey kalmamıştır. Meryem’in elinde sıkışıp kalan ekmek dışında. Dede ekmeği zar zor alır ve ağlayan çocuklara pay eder. Meryem’in kanıyla ödediği yiyecektir, Ekmek.

Ekmek kolektif bilinçaltımıza göre güvende olma ihtiyacımızı dile getiriyor olabilir mi? Evdeki izolasyon günlüklerimiz bize ne kadar yalnızlaştığımızı, içe döndüğümüzü gösterirken, herkesin bu zor günlerde baş etme yöntemleri farklılaşsa bile ekmek bize ortak bir konuşma alanı sağlıyor. Dilimizi güçlendiriyor, aidiyet hissimizi artırıyor, var olduğumuzu hissettiriyor. Evde ekmek yapılan fotoğrafları gördükçe aklımda hep Açlık filminin son sahnesi canlanıyor yine de. Hayatımızdan her şey çıkarılsa bile ekmeğe sıkı sıkıya sarılıyor gibiyiz.

Sahi, ekmek yapma işinde yüzüncü maymun hangimizdik acaba?

[1] Jung, C. G. (2003). Dört Arketip, Metis Yayıncılık

[2]Jung, C. G. (2001). Anılar Düşler Düşünceler. Can Yayınları

[3] Heredotos Tarihi, 1973, 1. Baskı, s.104, Remzi Kitabevi

[4] https://kuzeytanker.com/yuzuncu-maymun-deneyi-kolektif-bilinc/ adlı siteden alıntılanmıştır.

İlginizi çekebilir:

Mumyalama nasıl yapılır?

Sünnetin kökeni ya da sünnetin kısa tarihi

Kötülüğün evrensel tarihi: The Gloaming

Tefeci ve Karısı tablosuna dair