İran müziği üzerine birkaç şey söylemeden önce kısaca İran’dan bahsedelim. İran, tarihi M.Ö. 4 binli yıllara dayanan köklü bir tarihe ve kültüre sahip bir coğrafya… Doğu komşumuz İran, kültür ve sanatın birçok kolunda, çok başarılı örneklere imza atmış sanatçıları içinde barındıran bir mozaiğe sahip… Müzikten sinemaya, sinemadan edebiyata uzanan bir yelpazeyle tüm sanat dallarını kapsıyor.

İran aynı zamanda çok kültürlü bir ülke olma özelliği de gösteriyor. Resmi dil Farsça’nın yanında Azerice, Türkmence, Kürtçe, Beluçça, Arapça gibi dilleri de kendi zenginliği olarak gören bir toplumsal yapıya sahip İran.

İran halk müziğinden bir örnekle devam edelim… Buğday çiçeği anlamına gelen “Gole Gandom” adlı şarkı Guilan bölgesinde yaygın söylenen masalsı bir halk şarkısı.

İran’ın tarihsel olarak Türkiye’yle de uzun bir ortak geçmişi var. Uzun yıllar boyunca kardeş gibi yaşayan bu iki
komşu halk, zaman zaman savaşmasına rağmen köklü geçmişleri sayesinde dost ve kardeş kültürler kalmayı başarmıştır.

Anadolu’daki Aleviler ile İran’daki Şiiler’in tarihsel ortak kodlar üzerindeki yakınlığı İran müziği üzerinde de etkisini hâlâ gösteriyor. Ali Ekber Çiçek’in derlediği ve onunla özdeşleşen “Haydar Haydar” adlı Alevi kültürünü ve derin mitolojisini barındıran mükemmel eser, İranlı Mamak Khadem tarafından “Heydar” adıyla yeniden yorumlanmış ve bizlere şahane bir müzik şöleni sunmuştur. Sözü Mamak Khadem ve onunla düet yapan Ömer Faruk Tekbilek’e bırakalım…

İran müziği dediğimiz aslında Pers müziğidir. Çünkü kökenleri Pers İmparatorluğuna dayanıyor… Aslen 2500 sene öncesine dayanan bir müzik türüdür. Her ne kadar bu dönemden müzikal anlamda bir şey kalmadıysa da yaklaşık 1500 sene öncesinden kalan kaynaklarda 7 makamlı bir müziğe sahip oldukları biliniyor. Bu müziğin Türk, Mısır ve İslam müziklerine de ciddi etkisi olmuştur.

Yazıyı Sima Bina’dan “Joome Narenji” adlı halk şarkısıyla bitirelim.