Türkiye’nin ilk vegan diyetisyeni Kevser Başkara ile veganlık ve sağlıklı yaşam üzerine bir sohbet gerçekleştirdik. Başkara’ya veganlıkla ilgili en çok merak edilenleri sorduk.

– Her röportajınızda soruyorlardır ama bir kez de bizim için cevaplayın; Veganlık nedir?

Toplumsal adalet mücadelesinin, sağlık ve gıda terörüne tepkinin, iklim krizinin ayyuka çıktığı böyle bir dönemde veganlığın bu kadar konuşulması tesadüf olamaz. Henüz yeni yeni karşılaşılan bu kavramı biz veganlar iyi anlatmalıyız. Kendimi mesleğim icabı eğitimci olarak gördüğümden anlamak için sorulan her soruya dilim döndüğünce cevap vermeye gayret ediyorum.

Veganlık, hayvanların rahat bırakılma, özgürce yaşama haklarını onlara iade etmektir. Peki nasıl? Düşüncede hayvanları sevmek, dilde hayvanları aslında hep korumak bunun için yeterli mi? Günlük hayatımızda sorgulamadan yaptıklarımız, söylediklerimiz, kullandıklarımız Cambridge Bilinç Konferansı’nda da belirtildiği gibi tıpkı insanlar gibi bilince sahip hayvanların çıktılarını, bedenlerinin bir bölümünü içeriyor. Daha da açık olayım, “keyifle” yenilen bir yemek, giyilen bir kıyafet, gidilen hayvanat bahçesi, “güzelleşmek” için kullanılan kozmetik malzemeleri birinin canının acımasıyla ya da o birini mal olarak gören sistem ya da kişiler tarafından meydana geliyor. Bu tam anlamıyla adaletsizlik, haksızlık. Veganlık, ne değildir? Hayvanseverlik değildir. Ben hayvanları ya da tüm insanları sevmek zorunda değilim ancak onların haklarına kavuşmaları için mücadele etmeliyim. Sevmek gibi oldukça kişisel bir kavrama kalırsa işimiz diktatörlüğe gider.

Bunların yanısıra belki bir vegan olarak nasıl yaşıyorsunuz sorusu gelecektir. Vegan olmayan bir dünyada “olduğu kadar” vegan kalmaya çabalıyorum. Her etik veganın hayvanların gıda, giyecek, spor, deney, binek olmak üzere insan yaşamının herhangi bir kısmında kullanımını reddetmesi gibi ben de tüm bu hayvan, doğa, insana reva görülen haksızlıkları reddediyorum. Evrende tek ve biricik değiliz, evrende sadece bir şey’iz, yakıp yıkıp katledip bu gezegenin hakimi olmaya çabalamak insan türünün en amansız hastalığıdır. İktidar, hırs, savaşlar, yıkımlar bunlar tek bir kaynaktan beslenir: diğerlerinden üstün olma arzusu.

– Anladığım kadarıyla veganlık sadece bir beslenme biçimi değil, bir yaşam felsefesini de ifade eden bir kavram… Yeme-içme dışında da; örneğin kıyafetler, çantalar vs. bunları da kullanmamaya dikkat ediliyor değil mi?

Veganlığı, beslenmeye indirgemeye çalışanlar unutmamalıdır ki veganlık hayvan hakları temelli bir felsefedir. İnsana, doğaya da faydası vardır ancak özünden sapmak meselenin içini boşaltır. Tüm dünyada tartılılan bir konu bu son zamanlarda Türkiye’de de sıklıkla konuşuluyor. Yukarıdaki soruda da açıklamaya çalıştığım gibi hayatı minimalize etmek: Bir hayvanın kullanımı olmadan bir yaşam mümkün ve acısız, daha vicdanlı, daha tutarlı. Kim bir tanıdığının öldürülmesini ister ki ya da şöyle sorayım kim evdeki köpeğinin ölmesine üzülmez. Mezbahalarda ve çiftliklerde kapalı kapılar ardında dili olmayan canların ölmesine ve mal olarak görülmesine de sessiz kalmamalıyız. Bu uygar insan olmanın bir gereği, veganlara insanlar ölüyor siz hayvanların derdindesiniz denebiliyor. İnsan veya hayvan hepsi aynı, kimse bu hayata birilerinin kölesi, kurbanı olmak için gelmiyor. Bu nedenle günlük kullanımlarda, kıyafetlerde, kozmetiklerde, sporda hayvan kullanımından kaçınıp yeni yollar bulunuyor. Ne kadar mümkün olduğunu görüyoruz. Vegan çanta, ayakkabı, godalar gittikçe yaygınlaşıyor. Vegan sayısı arttıkça daha da yaygın olacak.

– Vegan beslenmenin bilimsel çalışmalarla da kanıtlanmış yararlarından bahseder misiniz? Örneğin vegan beslenme kalp hastalığı riskini azaltıyor değil mi?

Dünya Sağlık Örgütü’nün “Önlenebilir” hastalıklardan ölüm sıralamasında en başta %42.6 ile  kalp damar hastalıkları yer alıyor. Son zamanlarda çok genç insanlar hatta profesyonel sporcular kalp krizinden yaşamlarını yitiriyor. Yani spor bile kalp damarlarının tıkanmasını tek başıma etkilemiyor. Beslenme %90’a varan etki gösteriyor.

Kalbi tıkayan tek neden hayvansallar değil elbette, hareketsiz yaşam, sigara ve alkol kullanılması gibi erkenler de mevcut. Ancak, hayvansallar oldukça önemli bir neden. İçinde kolesterol, doymuş yağ bulunan hayvansalların kalp damar hastalığına neden olduğunu net bir şekilde söyleyebiliriz. Bu konuda dünya genelinde önemli bilim insanları aynı fikirde birleşiyor: Kalp damar hastalıklarının önlenmesi ve tedavisinde vegan diyeti oldukça önemli bir yer tutuyor.

Kalbi besleyen damarları tıkayan plakların oluşumu, tamamen bitkisel beslenme ile engellenebilir.

Bitkisel beslenmenin damarları açtığını gösteren ilk çalışma 1990 yılında Lancet’te yayımlandı. Dr. Ornish, az yağlı bitkisel beslenme diyetiyle hastalarının tıkanan damarlarını açtı. Bir yıllık takip sonunda 22 hastanın 18’inde damarlarındaki darlıklarda gerileme görüldü.

Diğer yandan Dr. Esselstyn, Dr. Montgomery de az yağlı vegan diyetin kalp damarlarındaki plakları açtığı ile ilgili çalışmalar yapmıştır.

– Veganlık hem dünyada hem Türkiye’de giderek daha çok konuşulur hale geldi… Veganlık yaygınlaşıyor mu?

Son zamanlarda özellikle son 6 ayda bariz bir şekilde de son bir aydır sıklıkla konuşuluyor. Toplumsal adalet mücadelesi, sağlık-gıda terörü ile ilgili gizlenemeyen gerçekler, iklim krizi ile ilgili kapsamlı raporlar kişileri vegan yaşama yönlendiriyor.

Veganlık yaygınlaşıyor, daha da yaygınlaşacak. Türkiye’deki sayıyı bilmiyorum ancak, dünyada epey hızlı ilerliyor.

– Kendinize “vegan diyetisyen” diyorsunuz. Sizin vegan olma serüveniniz nasıl? Neden vegan oldunuz?

Aslında ben kendine “Vegan Diyetisyen” adını koymadım, insanlar beni öyle çağırınca benim de çok hoşuma gitti, kaldı öyleJ

Ben kendime giden yolda veganlık felsefesi ile karşılaştım. Her şeyi sorgularım, gıda-sağlık terörünü çok erken farketmem bana çok şey kattı. Bunun dışında bir cana zarar vermeden sağlıklı yaşanılabileceğini uzun araştırmalarım neticesinde öğrendim. Artı bilimsel çalışmalar ile destekleniyor vegan diyeti. Kalp damar hastalıkları, şeker hastalığı, insülin direnci vb. gibi “Önlenebilir hastalıklar”ı önlemede ve geriletmede en etkin çözümlerden biri olarak karşımıza çıkıyor.

– Hayvansal hiçbir gıdayı yemiyor veganlar… Peki veganlar proteini nereden alıyor?

Protein, vücudun neredeyse tüm hücreleri tarafından kullanılan bir moleküldür. Bu molekülü her canlı hücre üretir. Protein, neredeyse tüm bitkisel içerikler yoluyla alabiliyoruz: Kurubakliyatlar, sebzeler, tahıllar, tohumlular (Ceviz, keten tohumu vb.) Bir yetişkinin günlük protein ihtiyacı ağırlığının 0.8 katı kadardır. Yani 70 kilogram ağırlığındaki sağlıklı bir yetişkinin günlük protein ihtiyacı 56 gram kadardır. Peki, bu protein miktarını nasıl karşılayacağız?

Bir kase mercimek, 2 yemek kaşığı tahin, 1 avuç kurubakliyat, 1 avuç badem veya fındık 5 gram protein içeriyor. Protein için illa tofu yemek gerekmiyor, Türk Mutfağı’nda adı vegan olmayan birçok yemek var. Bunlar bizim besin gereksinimlerimizi karşılamaya yetiyor.

– “Vegan beslenme lüks değildir” lafı çok karşımıza çıkıyor… Doğru mu bu? Aksi de çok söyleniyor çünkü…

Vegan beslenmenin lüks olması inancı şuradan ileri geliyor: Piyasadaki vegan ürünler, tofu, hindistsncevizi gibi genelde ithal olan yiyecekler. Ancak şu önemli noktayı atlıyoruz:

Dediğim gibi Türk Mutfağı’nda adı vegan olmayan pek çok yemek mevcut. Mesela kurufasulye, taze fasulye, mercimek çorbasına vegan önekini koyup söylemeyiz. Kurubakliyatlar, sebzeler, meyveler, tohumlular bunların hepsi özünde vegan. Biz bunları unutup sanki vegan beslenme tofu, avokado, hindistancevizi ve vegan ürün yemek demekmiş gibi kendimizi hırpalıyoruz. Mutfağımız oldukça zengin ve imrenilesi yemekleri içeriyor. Bunların kıymetini bilmeliyiz en kısa sürede. Bunlar üstelik en ucuz fiyata bulabileceğimiz yiyecekler.

Özetle vegan beslenme lüks değil, hatta iklime ve karbon ayak izine katkısını düşünürsek en ucuz beslenme şekli. İklimle beslenmesinin ne alakası var diyeceksiniz: 1 kilogram et yediğinizde 100 kilometre araç kullanmış gibi havayı kirletiyorsunuz. Üstelik sağlığınıza zarar veriyor ve boş yere bir can gidiyor.

– Dünya tarihinin en başından beri av, avcı modeli hep vardı. İnsanlar binlerce yıl avcı olarak hayatını idame ettirdi… Sizce hayvansal beslenmek dürtüsel bir güdü olarak mı günümüze kadar varlığını korudu?

İnsanlık tarihinde belli dönemler et yemiş olsa da avcı-toplayıcı döneminde dahi günlük et miktarı 27 gram. Yani bir köfte büyüklüğünde. Geri kalan ihtiyaçlarını yine bitkiselleri yiyerek sağlıyor. Koşulları döneme göre değerlendirmek gerekiyor: Hayvanlara uygulanan sistematik şiddet, sağlık-gıda-ilaç terörü, iklim krizi… 1 Haziran’da Science’da yayımlanan dünyanın gelmiş geçmiş en kapsamlı iklim krizi ve beslenme ilişkisini anlatan raporda iklim krizini engellemek için yapılması gereken tek önemli şey bitkisel beslenmeye geçmektir deniyordu. Artı vicdan evrim geçiriyor, bundan 200 yıl önce kölelik normalken şimdi değil çünkü vicdan gelişip dönüştü. Diğer yandan toplumsal adalet mücadelesi için topyekün bir özgürlük yani hayvan, doğa, insan için adalet için veganlık tek devrimci hareket olacak.

Artık, hayvansal yiyerek gezegenin, adaletin, sağlığın var olamayacağını her geçen gün biraz daha fazla biliyoruz.

– Vegan olmaya karar veren bir bireyin gelişimini tamamlamasına gerek var mı? Vegan beslenmenin çocuklar için hatta bebekler için de mi sakıncası yok örneğin?

Amerika ve Kanada’nın Diyetisyen Birlikleri bilinçli uygulanan bir vegan beslenmenin sporcular, gebeler, bebekler ve çocuklar için uygun olduğunu belirtiyor. Benim hamile pek çok danışanım var. Ebeveynlerin bilinçlenmesi ardından çocuk ya da bebeği vegan beslemesini öneririm.

– Süt ürünlerinin göründüğü kadar masum olmadığı konusunda araştırmalar var… Hayvansal beslenmenin bir kolu olan süt ürünleri tüketimi hakkında ne söylersiniz?

Süt ve süt ürünleri… Bu konu apayrı bir başlık yapılabilir. O kadar geniş… Süt, öncelikle bir canlının yavrusu için üretilir. İnek de buzağı için yapar sütü. Mesela niçin bir eşeğin sütü içilmez, paketlenmez ve satılmaz? İnekler normalde günlük 5-6 litre süt üretebilecekken şimdi 76 litreye kadar süt üretiyor. Bu nasıl oluyor? Büyüme hormonu, sağlıksız yemler, bir de içindeki beta laktoglobülinler -alerjen proteinler bunlar-, dünyada en çok besin intoleransına neden olan süt şekeri laktoz mevcut. Dünyanın yarısında laktoz intoleransı var ancak haka şuursuzca süt öneriliyor. Nedeni basit! Sistem sağlığımızla filan ilgilenmiyor. Daha demin okudum Türkiye Amerika’dan süt ithal edecekmiş. Bu israr niye? Kalsiyum diyebilirsiniz. Günlük kalsiyum önerilerinin yarısı kadar kalsiyum bize yetiyor, bununla ilgili yazı yazmıştım artı program da yaptım. Bitkisel yiyeceklerle kalsiyumu rahatlıkla karşılarız.

Bağırsakları bozuyor süt, bağırsaklar bağışıklığın %80’ini oluşturuyor ve otoimmünite dediğimiz vücudun dışarıdaki mikroplara karşı ürettiği silahı kendi hücrelerine doğrultması sürece neden oluyor. Tip 1 diyabet, haşimato troidi birer otoimmün hastalıktır.

Artı içinde büyüme hormonu -buzağının büyümesi için-, östrojen, doymuş yağ, kolesterol, yoğun tuz bulunur. Neresinden tutalım ki?

– Veganlığı merak eden veya vegan olmayı düşünenlere daha detaylı bilgiyi bulabilecekleri kaynaklar verebilir misiniz? Malum internet artık bilgi kirliliğinin en çok olduğu mecra haline geldi. Her yazana inanmak saflık artık…

Bilgi çağındayız ancak gerçek bilgiyi çöp olandan ayrıştırmak için ciddi çaba harcamak gerekiyor. Çalışmalar yanlı olabiliyor. Bunun için vicdanlı, hakkaniyetli bilim insanlarına ve sağlık uzmanlarına ihtiyacımız var.

Doğru kaynaklardan bilgi edinmek için çöp bir dolu kaynak taramak zorunda kalıyorsunuz. Önerebileceklerim:

Vegan Devrimi ve Hayvan Özgürlüğü – Zülal Kalkandelen

İnsan Neden Vegan Olur? – Gary Francione & Anna Charlton

Peynir Tuzağı – Dr. Neal Bernard

Ölmek ya da Ölmemek – Dr. Michael Greger

Etin Cinsel Politikası – Carol J. Adams

Vegan Beslenme – Dr. Murat Kınıkoğlu

Ayrıca, vegandiyetisyen.com sitesini takip edebilir, Açık Radyo’daki her Çarşamba 14.00’da Vegan Sağlık programını dinleyebilirler.

– Obezite günümüzdeki birçok insanı etkiliyor. Özellikle erginlik çağına gelmiş bireylerde obezitenin önüne geçmek için neler yapılmalı? Günde kaç öğün önerirsiniz?

Türkiye’de her 3 kişiden biri obez, benim fikrim şu an için çok daha yüksek olduğu yönünde. Obeziteyle başetmek için bireysel çabalar yetmiyor, devletin bu işe el atması gerekiyor. Yoksa durumlar iç açıcı değil!

Öğün sayısı ise kişiden kişiye değişir. Ancak sağlıklı bireylere 2 saatte bir beslenmelerini önermek ile başlıyor obezitenin hikayesi. İnsan acıktığında yemek yemeli ve en önemlisi tam doymuş olarak sofradan kalkmama.

– Yıllardır coconut (Hindistan cevizi) yağının vücuda, cilde, saça ne kadar iyi geldiği anlatılıyor ama son yapılan araştırmalara göre zararlı olduğuna dair haberler çıkıyor… Siz bu konuda ne diyeceksiniz? Gönül rahatlığıyla tüketebilir miyiz?

Yararlı da olsa bizim topraklarımızın zeytinyağı varken niye başka topraklardan gelen yiyecekler? Karbon ayak izi çok yüksek yiyecekler. Yöresel mutfağımıza dönmeliyiz bir an evvel.

Son dönemde şarbon konusu gündemde… Şarbondan korunmanın yolu nedir, neler yapılmalı, et yememek bir çözüm mü?

Çözüm değil. Şarbonun nedenini konuşmalıyız önce. Toplum sağlığını en çok tehdit eden şeyler şiddet ve savaştır. Şubat ayından beri bas bas bağırıyoruz, bu hayvanlar sağlıksız koşullarda geliyor ülkeye. Ama ne yapıp edip girdirdiler ülkeye. O hayvanlar dışkılarında yüzerek geldiler, ölenleri biçki makinalarında kıyma yapıp denize attılar. Yanlış politikalar ve politikacıların yanlış kararları bazı şeyleri mahvediyor.

Ne yapmalı? Bir an önce vegan yaşama geçmeli. Eti bırakın her türlü hayvansal risk altında şu an.

Röportaj: Olcay Bağır

*Bu röportajın bir kısmı 16 Eylül 2018’de azonceoldu.com’da yayımlanmıştır.