Birçoğumuz onu, Nazım Hikmet’in Saman Sarısı isimli şiirinde,“Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?” deyişiyle hafızalarına kaydetti. Bir resimle değil aslında bir şiirle cevap vermişti o da Nazım’a: “Mavi gözlerinde yanıp tutuşan hasretle kucaklayabilseydim… “Bağrımıza bassaydık seni Nazım, yapardım mutluluğun resmini.” 1992’nin Aralık ayında Tayfur Altıok’a verdiği röportajda, “Resim dışındaki ilgi alanlarınızı özetler misiniz?” sorusunu şöyle yanıtlamıştı:“Edebiyatçılarla edebiyattan, heykeltıraşlarla heykelden, sinemacılarla sinemadan, ressamlarla da biraz resimden bahsetmiş bulundum. Tabii biraz da resim yapmış bulundum…” Ressamdı, yazardı, yönetmendi aynı zamanda. 80 yılını birçok farklı sanat alanında ve disiplinde üreterek geçiren biri: Abidin Dino…

Abidin Dino

YAŞAMININ ÇOĞUNU YURT DIŞINDA GEÇİRDİ

1913 İstanbul doğumlu olan Abidin Dino, Türkiye’de çağdaş resim sanatının öncülerinden biri. Yaşamının çoğunu yurt dışında geçirir. Daha doğduğu yıl ailesi İstanbul’dan ayrılarak İsviçre’nin Cenevre kentine yerleşir. Sanatsever bir aile ve çevrede büyüyen Abidin Dino’nun resme olan yeteneği erken yaşlarda fark edilir. İsviçre’nin ardından bir süre de Fransa’da yaşadıktan sonra, 1925’te ailesiyle birlikte İstanbul’a döner. Robert Koleji’ne girer, ama zamanını ders çalışmaktan çok resim ve karikatür yaparak geçirir. Robert Kolej’deki öğrenimini yarıda bırakıp, ağabeyi Arif Dino’nun desteğiyle resim, karikatür ve yazı alanına yönelir. Bu alanda kendini geliştirmeye çalışır, karikatürler, resimler yapar ve aynı zamanda edebiyatla ilgilenir.

Abidin Dino

İLK ÇİZİMLERİ VE YAZILARI YAYIMLANDIĞINDA HENÜZ 18 YAŞINDA

1930’lu yılların başında “Artist” dergisinde ilk çizimleri ve yazıları yayımlanmaya başladığında henüz 18 yaşındadır. Bu yıllarda Nazım Hikmet’in “Sesini Kaybeden Şehir” (1931) ve “Bir Ölü Evi” (1932) adlı kitaplarına kapak resimleri çizer. Bir dönem serbest tarzda resimler yaptıktan sonra ağabeyi Arif Dino’nun yenilikçi düşüncelerinden etkilenmeye başlar. 1933 yılında ressam arkadaşları Nurullah Berk, Cemal Tollu, Zeki Faik İzer, Elif Naci ve heykeltıraş Zühtü Müritoğlu ile birlikte amaçları düşünce yanı ağır basan resimler yapmak olan ve “D grubu” adıyla anılacak olan topluluğun kurucuları arasında yer alır. Birlikte, batıda gelişen çağdaş ve yenilikçi akımlardan etkilenerek birçok sergi düzenlerler.

Abidin Dino

SOVYETLER BİRLİĞİ’NDE DEVAM EDEN HİKAYE

1933’te Sovyet yönetmen ve yapımcı Sergey Yutkeviç, henüz 20 yaşındaki Abidin Dino’nun resimlerine büyük ilgi gösterir ve resimlerin Moskova’da sergilenmesini sağlar. 1934 yılı sonunda da Lenfilm Stüdyoları’nda çalışmak üzere davet etmesiyle Dino, sinema öğrenimi görmek üzere SSCB’ye gider. Üç yıl boyunca Leningrad’da Eisenstein ve Yutkeviç’in yanında makyajdan dekora, rejiden senaryoya tüm yönleriyle sinema eğitimi alır. Yutkeviç’in yönettiği “Madenciler” filminde çalışır ve bu dönemde sol fikirlerle tanışır. 1937’de II. Dünya Savaşı nedeniyle Sovyetler Birliği tüm yabancı öğrencileri ülkelerine geri gönderme kararı alınca Leningrad’dan ayrılmak zorunda kalır.

Abidin Dino

PİCASSO, TZARA, MALRAUX GİBİ SANATÇILARLA DOSTLUK KURDU

Dino, Sovyetler Birliği’nden sonra Londra’ya ve oradan da Paris’e gider. 1937’de yerleştiği Paris’te ressam ve dekoratör olarak film çekim çalışmalarında bulunur. Gertrude Stein, Tristan Tzara, Eisenstein, Andre Malraux ve Pablo Picasso gibi dönemin önde gelen sanatçılarıyla dostluklar kurar. Aynı röportajda Picasso ile çalışmasını şöyle anlatır:  “Picasso beni seramik yapmak üzere maaşlı olarak işe aldı. Bu iş bana çok hoş günler yaşattı. Her sabah Picasso ile aynı masada çalışmak… Haftada 2-3 kere Chagall da geliyordu üstelik. Şans eseri üçlü bir çalışma imkanı ortaya çıkmıştı. Orada yaptığım seramiklerle Paris’e döndüm. Tesadüfler yardımıyla o seramikler kapış kapış satıldı.”

Abidin Dino

TOPLUMSAL GERÇEKÇİ SANAT GÖRÜŞÜ

1939’da Türkiye’ye döndüğünde çeşitli dergilerde çizim ve yazılarıyla halkı odağına alan, toplumsal gerçekçi bir sanat görüşünü savunur. Resimlerinde işçi ve köylü tiplerini özgün bir üslupla işler. Başlangıçta Picasso‘nun etkisinde kalan sanatçı, sonraları yapıtlarında özgün bir senteze ulaşır.

SÜRGÜNLER DÖNEMİ

O yıllarda ressamlar arasında, İstanbul’daki yoksulluğa ve özellikle de ekmeğini denizden çıkaran balıkçılara karşı büyük bir ilgi başlar. Abidin Dino’nun da içinde bulunduğu “Liman Grubu” diye de anılan “Yeniler” adında bir topluluk, 1941’de liman çevresindeki balıkçıları konu alan ve büyük ses getiren bir sergi açar. Abidin Dino aynı yıl siyasal nedenlerle İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’nca önce Çorum’a sonra da Adana’ya sürgüne gönderilir. Bu dönem resimlerinde Çukurova’nın pamuk işçilerini çizer hep. Sürgün sona erince İstanbul’a döner ve 1950’de “Çingeneler” adlı filmin senaryosunu yazar, ancak senaryo yasaklanır. 1952’de yurt dışına çıkış yasağı kalkınca kesin olarak Paris’te yaşamını sürdüren Abidin Dino, zaman zaman Türkiye’ye gelerek kişisel sergiler açmaya devam eder. 1954’ten itibaren sekiz yıl boyunca Paris’teki Mayıs Salonu sergilerine katılır.

Abidin Dino

LONDRA’DA “GOAL!” ADLI BELGESELİ ÇEKİYOR

1966’da yönettiği Dünya Futbol Kupası’nı konu alan “Gol” adlı belgesel filmle İngiliz Film ve Televizyon Sanatları Akademisi tarafından yönetmen Robert Joseph Flaherty anısına verilen belgesel film ödülünü alır. 1968 hareketi sırasında Paris sokaklarında aktif olarak yer alır ve çizimler yapar. Türkiye’deki ilk kişisel sergisini 1969’da açarak Paris çalışmalarının bir bölümünü gösterir.

Fransa, Cezayir, Amerika gibi değişik ülkelerde sergiler açar. Fransa Plastik Sanatlar Birliği Onur Başkanlığı, New York Dünya Sanat Sergisi Danışmanlığı gibi görevlerde bulunur.1990’da tiroid kanseri teşhisi konan sanatçı, 7 Aralık 1993 günü Paris’te yaşamını yitirdi.

İlginizi çekebilir:

Üç başlıkta Nâzım Hikmet

Yükseklik, ama en çok da ‘alçaklık’ korkusu olan yazar: Oğuz Atay

DALİ’NİN ÜNLÜ ‘BELLEĞİN AZMİ’ TABLOSU

7 başlıkta Attila İlhan kimdir?