Müziğin tarihi tarih kadar eskidir. Müzik, insanoğlunun varoluşundan itibaren meydana gelen ihtiyaçlar, eğlence, zevk ve haberleşme gibi çeşitli nedenlerle tesadüfî, bilinçli veya gayr-i ihtiyari olarak ortaya çıkmış ve zaman içerisinde sistemli ve yazılı bir hale gelerek, gelecek nesillere aktarılan bir sanat ve bilim halini almıştır.

Müzik kelime kökeni olarak musiki sözcüğünden türetilmiştir. Musiki kelimesi ise latince musica sözcüğünden gelmektedir. Musica kelimesi eski Yunanca mousike yahut mousa kelimesinden alınmadır ki birçok müellifler bu kelimenin etimolojisinin mouse-melek manasına geldiğini iddia etmişlerdir.

Müziğin tarihi

Müziğin Unsurları

Müziğin temel yapısı sestir. Müzik birden çok sesin birleşerek,  ahenkli bir yapı oluşturmasıyla form ve makamlardan meydana gelmektedir. Müziği temel olarak oluşturan diğer unsurlar ise ritim, melodi, armoni, akorlar ve melodinin üzerine yazılan sözlerdir.

İnsanoğlu kendi sesini kullanabilmeyi, nesneleri birbirine vurup ses yaratabilmeyi ve bir hayvan kemiğine üfleyip sesini gürleştirmeyi başardığında müzik de tarihini yazmaya başlamıştır.

İlk Çalgı

İlk çalgı insanın kendi sesidir. Sonra el çırparak, ayağını yere vurarak ezgisini süslemiştir. Çalgıların tarih sırasına bakılırsa, insanın ilk buluşu, kendi sesini büyütmek için bulduğu alet olmalıdır: Kamıştan bir flüt gibi. Aynı zamanda davul, kastanyet gibi vurmalılar da el çırpmanın, ayak vurmanın yarattığı ritim gücünü pekiştirmek için doğmuştur.

Müziğin tarihi

Bilim ve Sanat Olarak Müzik

Zaman içerisinde farklı kültürlerde ve toplumlarda seslerin, farklı nota yazma ve aktarma biçimleriyle,  kültürden kültüre farklılık gösteren çeşitli makamlar ve formlar ortaya çıkmıştır. Müzik sanat olmaktan öte zaman içerisinde bir bilim dalı olma serüveni içerisinde yol almıştır. Feyha Talay, Musiki Tarihi adlı eserinde bize müziğin bilim ve sanat olduğunu şu sözlerle aktarmaktadır:

“Musiki onu hissetmeyenleri şaşırtan maddeleri elle tutulamayan, muhakemeden kaçan ve hakikatle teması yok gibi görünen bir sanattır. Fakat hakikatte hem bir sanat hem de bir ilimdir. Sanattır; çünkü istihsal kabiliyetinin namütenahi olması sayesinde ruhumuza, benliğimize ve tahayyülümüze hâkim olacak bir kudrete maliktir. İlimdir; çünkü var olması için bir takım prensip ve kaidelere bağlıdır. Musikinin, daha doğrusu bütün sanatların esas gayesi manadır. İşte bu gayeye en çok yaklaşmış bulunan musikidir. Bu sanat diğer bütün sanatlardan fazla nüfuz etmek kabiliyetine malik çok derin, içtimai, samimi ve bilhassa ruhun çeşitli tepkilerini en iyi ifade etmeye muktedir olanıdır. Fiziki ve manevi bakımlardan ses ile ruh arasında bir alakası vardır.”

Çağımıza kadar uzanan insanlık tarihinin müzik temellerini M.Ö. 500’lü yıllara dayanan Antik Yunan medeniyetinden almaktayız. Tarihsel ve bilimsel bir gerçeklik olarak da antropolojik kazılardan ve yazılı kaynaklardan günümüze ulaşan yeterince fazla Antik Yunan medeniyetine ait kalıntılar bulunmaktadır. Felsefenin, bilimin, sanatın ve müziğin beşiği Antik Yunan medeniyeti kabul edilmektedir.

KAYNAKÇA

Talay, Feyha. 1959. Musiki Tarihi. İstanbul, İstanbul Yayınevi.

Çelik, Serkan. 2015. Apollon ve Müzik. İzmir, Gece Kitaplığı Yayınevi.

Selanik, Cavidan. 1996. Müzik Sanatının Tarihsel Serüveni. Ankara, Doruk Yayıncılık.

Say, Ahmet. 2000. Müzik Tarihi. Ankara, Müzik Ansiklopedisi Yayınları.

Sachs, Curt. 1965. Kısa Dünya Musikisi Tarihi. Çev. İlhan Usmanbaş. İstanbul, Milli Eğitim Basımevi.

ERDEM ÖZYÜREK

İlginizi çekebilir:

“Antik Yunan müziği”ne bakış

Tanrılar tanrısı Zeus’un süt kardeşi Pan

SSCB’nin ilk güzellik yarışması