‘Kadın’ olmak üzerinden ilerleyecek bu yazı, Walt Disney ve Hayao Miyazaki yapımları çerçevesinde şekillenecektir. Toplumsal cinsiyet rolleri sosyal ve kültürel değerlerden bağımsız düşünülemez. Peki, Asya ve Avrupa coğrafyasında şekillenen Türkiye kültürü ve öğrettiği ‘kadınlık’, animasyon dünyasında nerede yer almaktadır?

Toplumsal cinsiyet, yıllardır süregelen tartışmalar içerisinde, toplumun kadından ve erkekten beklediği görev, davranış ve sorumluluk biçimleri olarak tanımlanmaktadır. Toplumun kadın ve erkekten beklediği roller, yaşamın erken dönemlerinde kız ve oğlan çocuklarının omuzlarında, oyuncak seçiminden kıyafet rengine kadar geniş bir yelpazede ağır yükler oluşturmaktadır.[1] Çocukları hedef kitle olarak belirleyen reklam metinlerinde dahi toplumsal cinsiyet öğretilerini görebilmekteyiz. Kızlar için ‘Barbie Bebek’, oğlanlar için ‘Savaş(!) Oyuncakları’… Kız çocuklarına “evde bebeğini büyüt dışarı çıkma”, oğlanlara “savaşa hazırlan, güçlü ol” mesajını vererek kalıp yargıları destekleyen öğretiler de giderek yayılmaktadır.

Çizgi filmler çocukların hayatında önemli bir yere sahiptir. Hayal ile gerçeği ayırt etmekte zorlanan, gördüklerinin etkisiyle ve rol modelleriyle bir dünya kuran çocukların hem benlik oluşumu hem kişilik gelişimi süreçlerinde çizgi filmler önemli bir yer kaplamaktadır. Çocukların dikkatini daha çok çeken animasyonlar incelendiğinde de toplumsal cinsiyet ‘dayatmaları’ dikkat çekmektedir.[2]

Disney Miyazaki

Hayao Miyazaki vs. Walt Disney

Disney prensesleri denildiğinde, Cinderella (Külkedisi), Snow White (Pamuk Prenses), Aurora (Uyuyan Güzel) ve Belle (Güzel ve Çirkin) aklımıza ilk gelenler olmaktadır. Prenseslerin hayatları incelendiğinde ise bazı ortak noktalar dikkat çekicidir: kurtarılma fantezisi, güzellik, zayıf aile bağları, duygusal ve fiziksel şiddete uğrama. Prensleri tarafından kurtarılmayı bekleyen, şiddetin farklı türlerinden dolayı travmatize olmuş, ailelerinden destek alamayan prensesler pek çok insanı rahatsız etmektedir. Bunlardan sadece biri olan Eric Wecks, üç kız çocuğunu büyütürken izlemeye başladığı prenseslerden duyduğu rahatsızlığı ve bu hissin nedenlerini blog yazısında paylaşmıştır.[3]

Prensesler, kız çocukları üzerinde güzellik algısı oluşturmakta -örneğin, bakımlı saçlar ki Rapunzel kurtarılma fantezisini böyle gerçekleştirir-, ilk bakışta aşkın kendi kurtuluşları için öncelikli olduğu imajını dayatmakta -ilk görüşte beklediğiniz prensi bulamadıysanız üzülmeyin, bir ‘kurbağa’ veya bir ‘çirkin’ gerçek aşkla prense dönüşecektir- ve keskin iyi kötü ayrımlarıyla farklılıkları kabul etmeme mesajı iletmektedir. Tüm suçu Disney’e yüklemeden, bu noktada toplumsal artekipler ve kültürel kodları da hatırlamak önemli görünmektedir.

Disney Miyazaki

Yabancı literatür incelendiğinde pek çok “Hayao Miyazaki vs. Walt Disney” karşılaştırması görebiliriz. Bunun bir nedeni Miyazaki’nin güçlü kadın karakterleri olmakla birlikte bir diğer nedeni de auteur kuramı‘na dayanmaktadır. Auteur Kuramı, temelde, yönetmenin sanatsal yaratımındaki döngüsel kişiselliği vurgulamaktadır. Farklı bir eserde dahi, yönetmenin kişisel etkileri görülmektedir. Andrew Sarris’e göre bir yönetmenin auteur olup olmadığı 1) teknik ustalık, 2) kişisel tarz, 3) iç anlam ölçütlerine göre anlaşılabilir. Teknik ustalık, yönetmenin film dilini ne kadar uygulayabildiği; kişisel tarz, yönetmenin ayırt edici karakteri ve iç anlam, kişilik ile malzeme arasındaki gerilim ile açıklanmaktadır. Miyazaki filmlerini değerli kılan, iç anlam ve süreklilik bakımından üst bir dile sahip olmasıdır. Miyazaki’nin auteurluğunu her filminde ele aldığı uçmak eylemi, kadın algısı, aile bağları, toplumsal bellek, çevreye duyarlılık öğeleri göstermektedir.[4]

Disney Miyazaki

Çekici ve güzel mi, güçlü ve zeki mi?

Disney prenseslerinin çekici ve güzel oluşları vurgulanırken, Miyazaki filmlerinin kadın karakterleri güçlü olmakla birlikte zeki, eğlenceli, neşeli, meraklı ve kararlı gibi aktif kişilik özellikleriyle de karşımıza çıkmaktadır. Filmlerde çoğunlukla iki güçlü kadın karakter arasındaki savaş da dikkat çekmektedir: Prenses Mononoke (1997)‘de San ve Lady Eboshi, Yürüyen Şato (2004)‘da Sophie ve Çöplük Cadısı… Bu savaşlarda; Disney’deki gibi ‘iyiler hep iyi, kötüler hep kötü’ ayrımı olmadığı gibi her karakterin iyi ve kötüyü kendi içinde barındırdığı ve bedenlerin değişimi gibi doğaüstü temalarla karakterlerin birbirini anlayabileceği, farklılıkları yok etmeden kabul edebildiği görülmektedir.

Çocukların gördüklerine daha çok önem vermeleri, içinde bulundukları gelişim döneminin etkisinden kaynaklanmaktadır. Oyuncak seçimleri ve kıyafet renklerini belirlemelerini dahi etkileyen rol modelleri “kılıcın varsa bir oğlansın, kabarık pembe elbise giyiyorsan kız” kalıp yargısına uyan Disney karakterleriyle karşımıza çıkmaktadır. Bu yargının aksine, Rüzgarlı Vadi (1984)‘nin Nausicaa’sı ve Prenses Mononoke ise tıpkı prensler (!) gibi güçlü olmakla birlikte evlerini savunmak için aktif şekilde kılıç kuşanabilecek kadar da cesurdurlar.

“Ayna ayna söyle bana, benden daha güzeli var mı bu dünyada?”  diye soran Pamuk Prenses’in üvey annesi, çirkin olma ihtimalini göze alamaz ve üvey kızını ölüme gönderir. Son yıllarda sıfır beden olabilme kaygısıyla ruhsal problemler yaşayan kız çocukları gibi üvey annenin de olumsuz beden algısı ve düşük kendilik değeri olduğu anlaşılmaktadır. Batının güzellik algısına zıt olacak şekilde Miyazaki’nin Sophie’si, Çöplük Cadısı tarafından ihtiyar bir kadına dönüştürüldükten sonra bedenini kabul eder ve kendine daha fazla güvenir ve özgürleşir. Miyazaki, Küçük Cadı Kiki (1989) ile, 13 yaşında bir çocuğun yaşadığı psikolojik sorunlarla boğuşurken -ergenlikle birlikte kızlarda oluşan düşük özgüvene de iyi örnek olmaktadır- genç bir kadına dönüşen özgürleşme hikayesini gözler önüne sermektedir.

Disney Miyazaki

Toplumsal cinsiyet öğretileri

Genç ve güzel ana karakterlerin yanında büyükanneler (Disney) ve cadılar (Miyazaki) ikincil kadın karakterler olarak karşımıza çıkmaktadır. İyi niyetli savunmasız büyükannelere karşı Miyazaki’nin güçlü cadıları kız çocuklarına ileri yaşlarında da zeki ve etkileyici olabileceklerini göstermektedir.[5]

“İmkânsızı yapmak bir çeşit eğlencedir.” diyor Walt Disney! Hayao Miyazaki ise, “Dünyayı kelimelerle anlatmak o kadar kolay bir iş değil.” diyor, emeklilik sürecini ve Studio Ghibli’nin az bilinenlerini anlatan Düşlerin ve Çılgınlığın Krallığı (2013) belgeselinde. Kuşkusuz ki yaptıkları işler kendi yaşamlarından, dolayısıyla toplumsal değerlerinden ve hayat felsefelerinden ayrı düşünülemez.

Toplumsal cinsiyet öğretilerine dönecek olursak, bize öğretilen ‘kadınlığı’ kabul etmeyip ses çıkardığımızda görmezden gelinebilir, şiddete uğrayabilir ya da farklı sıfatlarla etiketlenebiliriz. Her bireyin kendi toplumundan bağımsız kararlar alabilmesi kimi zaman dirençle karşılaşmakta ve cesaret kırıcı olabilmektedir.

Eğer erkekseniz, ya size ilk görüşte aşık olan kadının kurtarılma fantezilerini gerçekleştirebilirsiniz ya da yaşlandığında bile zeki ve etkileyici olan kadınla ömür boyu muhabbet edebilirsiniz. Eğer kadınsanız ya sizin adınıza sözler söyleyecek ve sizi açıklamalarda bulunma zahmetinden kurtaracak prensler bulabilirsiniz ya da insanlığı karşınıza alma cesareti gösterip kendi sesinizi duyabilirsiniz. Bu son noktada, kim olursanız olun, eğer çocuklarla film izlemekten hoşlanıyorsanız, onlara toplumsal cinsiyet kodları taşıyan mesajları vermektense bu mesajları ayırt edebilecekleri yolları öğretebilirsiniz.

[1] Yağan-Güder, S. (2014). Okul öncesi dönemdeki çocukların toplumsal cinsiyet algılarının incelenmesi (Yayınlanmamış doktora tezi). Hacettepe Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Ankara.

[2] Oruç, C., Tecim, E., ve Özyürek, E. (2011). Okul öncesi dönem çocuğun kişilik gelişiminde rol modellik ve çizgi filmler. EKEV Akademi Dergisi, 15(48), 281-297.

[3] https://www.wired.com/2012/01/disney-vs-miyazaki/  24.01.2017 tarihinde alıntılanmıştır.

[4] Karatay, A. (2015). Miyazaki sineması ve auteur kuramı, İdil Dergisi, 4(18), 111-122.

[5] http://www.btchflcks.com/2013/09/older-women-week-kind-grandmothers-and-powerful-witches-in-studio-ghibli-films.html#.WIecMPmLS00   24.01.2017 tarihinde alıntılanmıştır.

*Bu yazı daha önce Sine K Dergi’nin Mart-Nisan 2017 tarihli 3. sayısında yayımlanmıştır.

İlginizi çekebilir:

Daha iyi günler geldiğinde kadınlar gününü de kutlarız…

Seks işçiliğinde mitler: Midori

“Sense8″in kadınları