Oscar’da 10 dalda aday oldu Roma filmi, açıkçası Oscar ödüllerine artık çok itibar etmiyorum diyerek konuya gireceğim. Benim için bu ödül “En iyi Yabancı Dilde Film” adaylarının tüm filmlerini izleme ritüelim olarak bir süredir böyle gitmekte. Tabi onca akademi üyesinin oy verdiği bu töreni küçümser görünmek haddim de değil. Filmin yönetmeni Alfonso Cuarón, daha önce de “Roma” filminden ayrı bir tarzda içeriği olan filmlerinden “Gravity” ile “En İyi Yönetmen” ödülünü de zaten almıştı. Sanırım Trump efendinin Meksika sınırına ördüremediği duvara tepki olarak da bir Meksikalı yönetmenin filmi popülaritesini arttırmış olabilir. Tabi bunları Oscar gibi bir ödül için söylüyorum kırmızı halılarda, moda, magazin dünyasının gözbebeği olan ödül için… Yoksa Altın Aslan‘ı da alan Roma filmini ben beğendim çok özel bir film olarak görüyorum.

Bir evin hizmetçisi olarak Yalitza Aparicio’yu görüyoruz, kendisi tesadüfen bu filmin seçmelerine katılmış ve seçilmiş. Hayatını değiştiren anlar ile artık sinema dünyasında o da var olacak. Çok yalın, naif, güzel bir Meksika kadını…

“Cleo” ismi ile canlandırdığı evin hizmetçisi karakteri, gerçekte de yönetmenin anılarına saygı niteliğinde gerçek hayatta da onu büyüten kadına ithafen ve bence geç bile kaldığı içeriğe sahip. Alfonso Cuaron’un en çok sevdiğim filmi ”Y tu mamá también” sanırım Gael Garcia Bernal’in oynadığı. Bu arada onun da son filmi “Museo“da tıpkı bu film gibi Meksika’da geçmekte ve yerli Maya halkının köklerine değinmekte. Orada da şimdiki zaman ile bir kıyas durumu var, sanki biz o iki filmde de yönetmenin zihninde hâlâ yaşadığı anılarına doğru yolculuk yapıyoruz. Filmi iki türlü izlemek lazım sanki, kadın ve erkek gözü ile.

Yani gençliğinin kahraman kadınlarına bu filmle teşekkür etmiş kesinlikle. İlk sahnelerle çok durağan bir filme giriş yapıyor hissi uyanıyor insanda fakat siyah-beyaz görüntüler öylesine ustalıkla yakalanmış ve öylesine güzeller ki, fotoğraf sergisini geziyor gibi hissediyorsunuz bir müddet sonra. Cleo, Meksika’nın zengin sayılan bir mahallesinde, Roma’da bir evin yatılı hizmetçisi yerli halktan bir kadın. O evin kızı gibi dursa da yavan bulduğum oturmayan bir havası var, fakat kadın olarak hepsinin aynı tarafta olduğunu kesinlikle hissediyorsunuz.

Bir erkek arkadaşı var. Cleo’nun saf aşk ve hayranlığı kadın tarafından bize aksettiren, karşısındaki erkekte ise sözde aşkını ifade etmeye çalıştığı hallerde gücünü kaslarından, sanki dişisine yaklaşan ilkel dürtüleri ile bazı tuhaf savaşçı hareketler ile beğenilmeyi bekleyen tavırları görüyoruz. Burada bizden farklı olarak sanırım bir de namus davası olurdu zira Cleo o adamdan hamile kalır kalmaz adam ortadan kayboluyor. Film olağan yaşanan günler içinde evin hanımının eşinin kendisinden genç bir kadın ile birlikte olmak uğruna evi terk etmesini anlıyoruz. Ki bu da ayrı bir konuşulacak mesele. Yani sonunda kadınların güçlü duruşları ve dayanışmaları ile var olma çabalarına ortak oluyoruz.

Hamileliğini söylemek için erkek arkadaşına ulaşmaya çalışan Cleo, onu adeta devletin eli olayların yıldızsız koruması olarak yıkmak üzerine eğitim aldığı yerde, sopalarla sözde spor müsabakasında buluyor. Tek ayak üzerinde gözleri kapalı ayakta durabilme ile yapılan bir nevi denge testinin yapıldığı sahnede ben çok eğlendim.

Kendisini küçük düşürmeye çalışıp başından savan erkek arkadaşını filmin en can alıcı sahnesinde görüyor Cleo; Corpus Cristi Katliamı olarak anılan bizde de 1 Mayıs Katliamı‘na benzer olaylarda insanları öldürürkenki anda. Kadınları öldürmemenin yiğitlik olarak gördükleri o anın içinde doğacak bebeğin ne olacağını, o aldığı eğitimlerin nedenini bir çırpıda zihninden geçirircesine içinde buluyor insan.

Şimdilerde solcu bir liderleri olan Meksika, 1968 yılında solcu öğrencilerin katledildiği, öncesinde ve sonrasında hep katliamlara tanık olmuş bir ülke ne yazık ki. Hatta yine şimdilerde uyuşturucu baronu diyeyim bir davası var ve insanları asit havuzlarında ucuza gelsin diye yok ettiklerini anlatıyorlar. Umuyorum bundan sonra daha huzurlu bir yol bulur kendine.

Daha da uzatmadan bu filmi özel bulduğumu yineleyerek, “izleyin bence bir şey kaybetmezsiniz” diyeyim.

Zizek de filmle ilgili bir yazı yazmıştı, onu da şuraya iliştireyim…

Sibel Gündüz

Sibel Gündüz’ün diğer yazıları:

Paramparça: ‘Kesik’ten sonra Fatih Akın

Şahsiyet’ini Hatırla

Bir Müslüm filmi