Cannes’da Diane Kruger’ın ”En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü kazandığı, Fatih Akın’ın son filmi In the Fade (Paramparça), ayrıca Almanya’nın Oscar adayı olmuştu, alt bilgi olarak yabancı dilde en iyi film ödülünü “Fantastic Women” ile Sebastián Lelio almıştı ve ayrıca film bize bir de dünyalar güzeli bir trans kadın ile tanıştırmıştı.

Fatih Akın’ın yazıp yönettiği ”Paramparça” temelde ırkçılığı konu alan, alttan da terör, uyuşturucu gibi toplumsal gerçekliklerle yüzleştirildiğimiz bir film. Bir kaç bölüm ile oluşturulmuş, bir patlama ile eşini ve çocuğunu kaybeden kadının dramı ile karşı karşıya kalıyoruz, en tabi bu kadar can acıtıcı sahnelerin üzerinden filmin ilerlemeyeceğini kestirebiliyordum. Zira başka bir şey olmalı ki Fatih Akın‘ın filmi olabildiğini sezelim. Ama tabi The Cut (Kesik) le birlikte duyarlılığının kişiden çoğula geçişini bariz görebiliyorum, bu yüzden de söylentiye istinaden”Rojova” ile ilgili yapacağı filmi de merak ediyorum.

Film kadının, hatta bir annenin çektiği ızdıraplardan sonra ikinci bölümle başka bir mücadele içerisine sokuyor bizi. Gerçekten de artık bir nevi tiksindiğimiz, mahkeme salonlarında bulunmayan adalet arayışında olan insanların muhatap olduğu “insanisiz” mahkeme diyalogları idi ilk duyulan. Hele o karşı tarafın avukatının yüz ifadesindeki, ”durduk yere insanı katil edersin” duruşu ve pis sırıtması beklenen etkiyi oldukça sağlıyor. Bir çiftin neden böyle bir çarpıklığa meyil edebileceğini ve faşizmin o etkisinin korkunçluğu insanın kafasında dönüp duruyor. Hatta bir ara kadının yine bir kadının acısını anlayabileceğini hissediyor gibi olsan da nafile.

Ayrıca şaşırdığım diğer husus, anarşistlere selam ile bir Yunan’ın Hitler sempatizanı olması ve bomba ile ölen bir insanın ölümünün otopsi sonuçlarının o şekilde soğukkanlılıkla yemek tarifi verir gibi vermesi oldu.

Filmi izlemeyenlere haksızlık etmeden son bölüm ile ilgili sadece şunu söylemek isterim ki regl olan kadın ile “hayat devam ediyor mesajını ciddi bir şekilde aldım, evet” diyebilirim!

Diana Kruger‘daki dövmeler de müthişti, gözüme çarpan o samuray dövmesi, samurayların savaş etmenin onuru üzerine bir gönderme mi, yoksa 2. Dünya Savaşı‘nda Almanya’nın müttefiki olması sonucunda belki de en büyük bedeli ödemelerinden mi? Çünkü en çok kültürleri de yok oldu atom bombası ile yoksa öylesine bir dövme mi, bilemedim?

Son olarak filmin müziklerinden bir iki kelam edeyim…
Queens of the Stone Age’dan Joshua Homme dan olması rock tınılarının, uyuşturucu ile aynı kare içine girmesi isyanın, içindeki patlamaya hazır bir bombanın müzik boyutunu iyi tanımlıyor bence.

Film biterken Lykke Li‘den ”Gidebileceğimiz yerler biliyorum bebeğim”çevirisi ile
”I Know Places” çalıyor, pek güzel…

Ayrıca Hindi Zahra‘da kulağımdan kaçmadı…

Sibel Gündüz