SineAforizmalar’ın bu bölümünde “Buffalo Bill”, “McCabe & Mrs. Miller” ve “Ah Güzel İstanbul” filmlerini işliyoruz…

Buffalo Bill

Buffalo Bill and the Indians, or Sitting Bull’s History Lesson (Buffalo Bill ve Kızıldereliler ya da Oturan Boğa’nın Tarih Dersi, 1976 )

Herhalde şöyle oldu: Robert Altman ile Dennis Hopper, Wyoming de bir yerlerde içiyorlardı… Önce iki viski kafaladılar, sonra da iki bira çaktılar. Altman, “Son zaman Ginsberg’den Bazin’e bir dolu şey okudum, Ford’dan yeni yetmelere bir sürü film seyrettim, kafam yine karıştı, filmde Oturan Boğa’yı tam konuşturamadım herhalde” dedi. Dennis Hopper da,  “Ben 68’de hiç okumadan, hiç seyretmeden, LSD aldım, rock dinledim, Easy Rider’ı çektim, iyi de oldu hani” dedi…

Yolda olmak Troçkizm ise, gideceğin yeri bilmek Stalinizm’dir… Her ikisi de olamayan muhalif Amerikan sineması çiçekti, böcekti, Woodstock’tı, Rock’tı, Katmandu’ydu derken bugün itibariyle her şey sarpa sardı…

Nashville’li Robert Altman’dan, tarih dersinden hep sınıfta kalanlara, tersten okunacak bir 4 Temmuz alegorisi kaldı hatıra ve bir de Jack Kerouac’ın sözleri: “Beyaz adam yolda düzülür”

Ah Güzel İstanbul

McCabe & Mrs. Miller (1971)

Warren Beatty lanet olası bir kasabaya gelir, tanrının ve devletin esnaflığına soyunur. Lakin bu bereketli ve gelecek vadeden tezgâhta başkalarının da gözü vardır…

Usta görüntü yönetmeni Vilmos Zsigmond, bir atmosfer nasıl politize edilir konusunda ders veriyor. Robert Altman’dan fırsatlar ülkesinin etik olarak ne çürük temeller üzerine kurulduğuna dair bir anti-western… “Kasabaya bir atlı geldi” filmlerinin en iyilerinden ve Tarantino’nun da favorilerinden… Şık bir şey…

Ah Güzel İstanbul

Ah Güzel İstanbul (1966)

Yeşilçam filmlerinde kahramanlar acının ve yalnızlığın dibine vurduklarında kıyıya gider Boğaziçi’ni ve İstanbul’u seyrederler… Hayatta tüm umutların tükendiğini düşündükleri bir anda, İstanbul onları bağrına basar, teselli eder. Sadri Alışık’ın dediği gibi, “İstanbul dünyada bir tanedir”. Şiirlerde, şarkılarda, film karelerinde geçmişi düşlerken İstanbul, namusunu ve vefasını, tanrının ve devletin aç gözlü işgalcilerine peşkeş çeken ve yine de kendisine sevdalı romantiklere de gizliden gizliye küfür eder… “Ah Güzel İstanbul” pişmanlığıyla, “Bekle Bizi İstanbul” kavgası arasındaki çizgide, milyonların yalnızlaştırdığı ve artık Orhan Veli gibi, sesinin asla duyulamayacağı bir yitik Bizans hazinesi…

Nasıldı o Bimen Şen’in eski bestesi: Ah Güzel İstanbul… Gezi bir prova olsun, ya seninle beraber kurtuluruz, ya boğazın sularında boğuluruz…

Bu ülkede yaşamayı bir nebze katlanır kılanlardan, Atıf Yılmaz’dan, gönül telimizi titreten bir hoş sadâ…

Ah Güzel İstanbul

*Bu yazı daha önce Sine K Dergi’nin Ocak-Şubat 2017 tarihli 2. sayısında yayımlanmıştır.