The Gunfighter

Westworld’de sezon boyunca hem Robert Ford’un hem de Bernard’ın ağzından sıklıkla duyduğumuz Shakespeare alıntısının, “vahşi batı”yı çok güzel özetlediğini söylemek mümkün. Aslında “Şiddetle başlayan hazlar, şiddetle son bulurlar.” aforizması, sadece vahşi batıyı değil, insan doğasını ve hayatın işleyişini de oldukça net anlatıyor. Bu çıkarımdan hareketle vahşi batının –Westworld’de olduğu gibi- insanın içinde ne varsa, onu ortaya çıkarttığını söyleyebiliriz. Bugüne kadar izlediğimiz vahşi batı temalı filmler de bize bunu söylüyor zaten.

Clint Eastwood, John WayneGary Cooper gibi usta oyuncuların başrollerinde oynadığı filmlerde gördüğümüz vahşi batı -ana karakterlerin de etkisiyle- gözümüzde her daim mertliğin, cesaretin ve kahramanların diyarı olarak canlanır. Peki gerçekte olay böyle midir? 2014 yapımı The Gunfighter (Silahşor) işlerin o kadar da sandığımız gibi yürümediğini söylüyor.

Sert bir Western havası

The Gunfighter’ın ana karakteri keskin bakışları ve iyi görünümüyle klasik bir kahraman modeli. Film, kahramanın önce kasabaya, ardından da bara girişiyle başlıyor. İlk saniyeler sert bir Western filmi havası oluştursa da daha otuzuncu saniyede filme dâhil olan dış ses –ki başta bunun sıradan bir anlatıcı olduğu sanılabilir- izleyeceğimiz filmin klasik bir Western filminden çok daha farklı olacağının sinyallerini veriyor. Bu farklılık anlatıcı rolünde bir dış ses bulunmasından değil; dış sesi filmdeki karakterlerin de duyabilmesinden kaynaklanıyor. Bu noktada The Gunfighter, biçimsel olarak Western sınıfına dâhil olurken, diyaloglar açısından incelendiğinde komediye, psikolojik açıdan ele alındığında ise tam bir gerilime dönüşüyor.

The Gunfighter

Film, başlar başlamaz aklımızda bir soru işareti belirmesine neden oluyor: Düşündüğümüz ya da yaptığımız her şey diğer insanlar tarafından bilinse ne olurdu? Bir yandan bu soruyla cebelleşirken diğer yandan dokuz dakika boyunca, barda yer alan herkesin sırlarını öğrenip, ahlaki bir sorgulamaya dâhil oluyoruz. Başlangıçta, dış sesten, başında iki yüz dolarlık ödül bulunduğunu öğrendiğimiz silahşorumuz ve onu öldürüp ödüle konmak isteyen Henderson Kardeşler arasında yaşanan gerginlik, filmin sonunda barın tamamına sirayet ediyor ve bu sahneyle birlikte, zihnimizde şiddetle özdeşleşmiş olan vahşi batının, filmimiz için bir dekor olduğunu fark ediyoruz. The Gunfighter’ın bu sahneyle bize söylemeye çalıştığı bir şey var: İnsanlar birbirlerinin düşündüğü ve yaptığı her şeyi bilse, herkes namlunun ucunda olurdu.

The Gunfighter

Toplumsal ahlak tahlili

Filmle alakalı önemli bir nokta filmin ciddi bir toplumsal ahlak tahlili yapıyor olması. Filmin henüz başında dış sesten -her ne kadar silahşor uzun süre inkâr etse de- silahşorun eşcinsel eğilimleri olduğunu öğreniyoruz. Silahşorun bu durumu uzun süre reddetmesi ve çevreden alaycı tepkilerin gelmesi, toplumun bu konuya bakışıyla alakalı bize birtakım ipuçları veriyor. Benzer bir durumu barmenin siyahî olduğunu fark ettiğimizde yaşıyoruz. Bu sahnede yer alan dış ses repliği, filmin geri kalanını izlediğimizde suratımıza bir tokat gibi çarpıyor: Bu kasabanın insanları ırkçılık konusunda anlayışlı tavırlarından ötürü övünürlerdi.” Filmin geri kalanında zoofili, ensest ve gayrı meşru ilişkiler, cinsiyetçilik, cinayet gibi birçok ahlak dışı kabul edilen davranış sergilediğini öğreneceğimiz kasaba halkının, ahlak dışı bir başka unsur olan ırkçılığa bulaşmamış olmasıyla övünmesi oldukça ironik bir durum: Ahlaksızın, ahlaklı bir davranışını yüceltmesi! Nihayetinde bütün ahlaksızlıklar ortaya döküldüğünde bardaki bütün silahlar kılıfından çıkıp bir hedefe yöneliyor.

The Gunfighter

Ölüm balesi

Silahlar ateşlenmeye başladığında hayatta kalan tek kişinin bir fahişe olması ise başka bir dikkat çekici nokta. Fahişenin hayatta kalmasından yola çıkarak filmin, dürüst bir şekilde mesleğini yapan bir fahişenin, ahlaksızlıklarını gizleyen insanlardan daha ahlaklı olduğunu söylediği çıkarımını yapmak mümkün. Filmde bu çıkarımı yapmamızı sağlayan başka bir sahne daha var. Dış sesin söylediklerinin doğruluğunu test etmek isteyen silahşor, fahişenin aklından bir sayı tutmasını istiyor. Aklından sayı tutması istenen kişinin bardaki herhangi biri değil de fahişe olması fahişenin güvenilirliğine işaret ediyor. Silahların ateşlenmesi ve fahişe hariç herkesin ölmesiyle sonuçlanan film bir ahlak mahkemesini andırıyor. Suçları bir bir ortaya dökülen kasaba halkı filmin sonunda cezalandırılıyor. Dış sesin tanımıyla “bu ölüm balesinde” ayakta kalışını kutlayan fahişe ise, dış sesin “Ertesi gün kuduz bir köpek tarafından öldürüleceğini bilmiyordu.” cümlesiyle yıkılıyor. Nispeten ahlaklı olsa bile, ahlaksızlar cezasını bulduğunda geride kalan tek ahlaksız olan fahişe de filmin sonunda cezasını buluyor.

The Gunfighter

Sağlam alt metninin yanında The Gunfighter’ın, Western filmlerinin söz varlığıyla, işlenişiyle, müzik kullanımıyla ve karakterleriyle dalga geçen, oldukça iyi bir eleştiri filmi olduğu söylenebilir. Alt metni, oyunculukları, diyalogları ve şahane dış sesiyle (Nick Offerman) The Gunfighter hem Westernin o sert tadını veren hem de iç sorgulamalara olanak sağlayan bir film.

OZAN KÖROĞLU

*Bu yazı daha önce Sine K Dergi’nin Ocak-Şubat 2017 tarihli 2. sayısında yayımlanmıştır.

Diğer yazıları:

“Bir Köy Hekimi”nin kendini muayenesi

İlginizi çekebilir:

Doodlebug (kısa film analizi)