The Sopranos adlı dizinin biçimsel özellikleri sıradan olmasına karşın, onu önemli kılan nokta “mafya ve sosyal ilişki” denklemini tersinden işletmesidir. Bir mafya ailesi olan Sopranoların kendi içlerindeki denklem ve diğer mafya aileleri ile olan bağları, diziye olan merakı derinleştirirken; aile içi ilişkilerin gayet normal derecede seyretmesi, ifade edilen merakın kendisini sürekli kılmaktadır. The Sopranos’da başvurulan kısa devrenin adı, “sistemle olan, ancak sitemin dışarısına çıkmak zorunda kalan”  bir düzeydir.

Dizi içerisinde özellikle intikam dürtüsünün ertelenebilir bir düzeye sahip olması ya da şiddetin bir tür merkezi alanda yer almaması mafya kategorisinden bağımsız bir takım envanterler olmakla birlikte, dizinin psikolojik alt yapısı ise farklı bir yazının konusu olmayı hak eder niteliktedir.

The Sopranos’da özellikle mafyatik ilişki biçiminin kendisi bir tür hiyerarşik denklem içerisinde anlatılmakla birlikte, mafya ailelerinin Amerikan devletine olan “bağlılıkları” dizide yer yer vurgulanan bir tür ideolojik işlem olarak açığa çıkmaktadır. Örneğin dizide El Kaide militanlarına duyulan öfke, ifade edilen verilerden sadece birisidir.

Yine dizide özellikle ırkçılığın Amerikan ideolojisine uygun bir biçimde [liberal] kullanılması bir diğer önemli nokta olarak açığa çıkmaktadır.  Yahudilerin ve siyahilerin dizide sürekli olarak “öteki bir dil”le ifade edilmeleri, aynı zamanda İtalyan-Amerikan bağının varlığını sağlamlaştırmaya yönelik bir yamanma işlemi olarak empoze edilmektedir. Geylere duyulan öfkenin varlığı stabil bir mafya kültürünü temsil ederken, patron Tony’nin kaptanlarından Vito’nun gey olduğunu anladığında “affedebilir” yaklaşımı, “2006 Amerikası”nın çok kültürcülüğünü temsil etmektedir.

Dizi içerisinde bir yandan ötekileştirmek gayet normal bir mafya sosyolojisini temsil ederken, bazen ise ifade edilen bu ötekileştirmeleri eleştirel bir dille izleyiciye sunmak ideolojik bir işlemi ifade etmektedir. İzleyici ile dizi arasındaki köprü sadece kapsayıcılık temelinde ilerlemektedir.

The Sopranos’da yine özellikle aile kurumuna yapılan vurgu ve bağlayıcı ilişki tarzının kendisi, bir yandan Amerikan çekirdek aile kurumuna yapılan bir övgü niteliğindeyken bir yandan da izleyicinin kapsamını yükseltmeye yönelik bir işlem olarak değerlendirilmelidir. Mafyatik ilişkiler içerisinde, patronların, kaptanların ve alt düzey kadroların hemen hepsinin birer metresinin olması ise dizinin merkezi “mafya” kurgusunu pekiştirmeye yönelik bir işlemi aktarmaktadır.

The Sopranos’da Asyalıların, Afrikalıların, Meksikalıların ve Müslümanların yer yer açığa çıkarak ötekileştirildiklerinin gösterilmesi objektif bir tutum olmakla birlikte, özellikle Tony’nin avukat kızı Meadow Soprano’nun stajını ekonomik durumu yetersiz olanlara danışmanlık hizmeti verilen bir büroda yapıyor olması yine ifade edilen dengeleyiciliğe ilişkin bir done sunmaktadır. Meselenin kendisi kapsayıcılık ideolojisidir.

The Sopranos bir kültürün ifşası olarak karşımıza çıkmaz, tam aksine farklı farklı temalardan devşirme bir veri tabanı hazırlar. Mafya ilişkilerini aynı zamanda mizahi bir dille anlatan The Sopranos, güven ilişkisinin kendisini ise tematik bir ayraç şeklinde ortaya koyar.

Sopranos ailesinin patronu Tony, mafyatik ilişkileri içerisinde yaşadığı anormalliğin kendisini psikiyatrist [Jennifer Melfi] ile çözme yoluna girer. Ancak Tony’nin yaşadığı mafyatik ilişkinin anormalliğinin üstü örtülür. Tony’nin psikiyatristi ise meselenin mafyatik ilişkilerden kaynaklandığının üstünü örterek dizi içerisinde “mafya/psikoloji” ilişkisinin devamlılığını sağlar.

The Sopranos’ta üstü örtülen tüm ideolojik argümanlar sosyal tesis ve ilişkiler üzerinden gerçekleşir. Tony’nin başvurduğu bir kıstas söz konusu değildir ancak menfaat, ilişki biçimini belirleyen bir düzayaktır.

YARIM AKIL

*Bu yazı daha önce GodFather Dergisi’nin Mayıs-Haziran 2016 tarihli 2. sayısında yayımlanmıştır.