1- Komünizmle İlk Tanışma

Dünyanın en büyük komünist şairlerinden Nâzım Hikmet’in komünizmle ilk nasıl tanıştığı pek bilinmez. Yetenekli ve gelecek vadeden bir şair olarak tanınan Nâzım Hikmet, İstanbul’un işgali üzerine, Anadolu’daki Kurtuluş Savaşı’na katılmak üzere 1 Ocak 1921’de İstanbul’dan yola çıktığında, 19 yaşında, yurtsever bir gençtir. Çetin bir yolculuktan sonra Ankara’ya varan Nâzım ve arkadaşı Vâlâ Nureddin, bir süre sonra öğretmen olarak atandıkları Bolu’ya giderler. Bu yolculuk sırasında Anadolu gerçekliğiyle karşılaşırlar. Bu dönemde Almanya’dan dönen, “Spartakist” olduklarını söyleyen bir grup gençle arkadaşlık ederler ve onlardan tarihsel materyalizm üzerine kabaca bilgi edinirler. Anlatıyor Nâzım:

“Biz o zamanlar, yani 1919 İstanbul’unun Bahriye Mektebi öğrencileri, değil Enternasyonal, Ekim Devrimi’nden bile habersizdik. Evet Rusya’da bir şeylerin olduğunu, buna da bir ölçüde –benim sevgili dayımı da şehit verdiğimiz- Çanakkale’deki kahramanca savunmamızın yol açtığını duyuyorduk. Ama hepsi bu kadar… İnebolu’daki Spartakistlerle karşılaşıncaya kadar, Engels’in, Marks’ın Lenin’in adını bile duymadığımı söylesem belki de bana inanmazsın. Komünizmin ‘k’sini bile bilmiyordum o zamanlar.”

Özellikle Spartakist grubun içindeki Sadık Ahi (ki 1940’larda Mehmet Sadık Eti adıyla CHP’den milletvekili olur) Nâzım’ı çok fazla etkiler. Marks’ı, Engels’i, Hegel’i, Kapital’i, manifestoyu, Lenin’i, Rusya ve Fransa’daki devrimci işçi ve halk hareketlerini anlatır Nâzım’a. Böylece koyu bir milliyetçinin ruhuna komünizmin ilk tohumları atılmış olur. İki yakın arkadaş, Nâzım ve Vâlâ, bu konudaki bilgilerini arttırmak ve komünizmin uygulamalarını yerinde görmek için Sovyetler Birliği’ne gitmeye karar verirler.

2- Nâzım’ın Çocukları

Nâzım Hikmet’in “Evladım” diye seslendiği biri öz, beş çocuğu vardır: Piraye Hanım’ın oğlu Memet Fuat ve kızı Suzan; Münevver Hanım’ın kızı Renan; Vera’nın kızı Anna. Tek öz çocuğu ise Münevver Hanım’la evliliğinden olan Memet’tir.

Piraye Hanım’ın oğlu eleştirmen-yazar Memet Fuat ile Nâzım’ın öz oğlu Memet bazen karıştırılır. Memet Fuat, yönetmen Vedat Örfi Bengü’nün oğludur. Annesi Piraye Hanım babasından ayrılıp Nâzım Hikmet’le evlenmiştir.

Nâzım Hikmet çok sevdiği memleketinden kaçmak zorunda bırakıldığında Memet Hikmet henüz 2,5 aylıktır. Babasını ikinci kez Varşova’da gördüğündeyse 10 yaşındadır. Babasını son kez bir tabutta görür. Tabutun başında olgun bir insan gibi saatlerce durur. Yalnız son dakikada, tabutu kapatacakları zaman, “babanı öp” derler. Öper, ancak ardından hıçkırmaya başlar. Memet, babasını son görüşünü şöyle anlatır: “Uzatmışlardı. Öylece bir masanın üzerinde yatıyordu. Çok korktum önce, ilk defa bir ölü görüyordum. Ve ölü babamdı.”

Mehmet Nâzım bir ressamdı ve yıllardır Fransa’da yaşıyordu. 14 Ekim 2018’de 67 yaşındayken Paris’te yaşamını yitirdi. Nâzım’ın, onu ve annesi Münevver’i Moskova’ya, yanına aldırma şansı varken bunu hiçbir zaman yapmamış olması ve bu yüzden “babasız” büyümesi nedeniyle Nâzım Hikmet’e karşı mesafeli ve soğuktu.

3- Nâzım’ın Vasiyeti

Nâzım, 3 Haziran 1963 sabahı, elinde o günün gazetesiyle odasının kapısının ardına yığılıp kalmıştır. Nâzım’dan geriye üç vasiyet kalır. Yazarlar Birliği başkanı Rus yazar Konstantin Simonov, seçim yapmayı tesadüfen o sırada Moskova’da bulunan Nâzım’ın dostlarından Aziz Nesin’e bırakır. Üç vasiyeti de okuyan Nesin, kendince son derece makul gerekçelerle birisinde karar kılar. Bu vasiyete göre, Nâzım’ın mirasının (eserlerinin telif haklarının) dörtte üçü oğlu Memet’e diğer bölümü Türkiye Komünist Partisi’ne kalır.

Aziz Nesin, matematik profesörü oğlu Ali Nesin’e yazdığı 24 Şubat 1992 tarihli mektubunda konuyu detaylarıyla anlatır. Nesin mektubunda, Nâzım’ın üç kez intihara teşebbüs ettiğini ve her teşebbüsten önce bir vasiyet yazdığını söyler. Nesin, Simonov’un kendisine “üç vasiyetten hangisinin geçerli olacağını belirlemek gerekiyor, öbür ikisini yok sayacağız. Size güveniyorum. Siz ne derseniz öyle yapmak istiyorum” dediğini yazar. Tercümanlığı da Nâzım’ın yakın dostlarından Ekber Babayev yapmaktadır. Gerisini Aziz Nesin anlatsın:

“Büyük sorumluluk… Rusça yazılmış üç vasiyeti çevirttim. Mantık gereği son tarihli vasiyeti geçerli saymak gerekiyor. Ama son vasiyetinde oğlu Memet’e mirasını bırakmamış. Sanırım Münevver’e kızdığı sıralar yazmış olacak… Şöyle düşündüm: Nasıl olsa yaşadığı ev ve eşyalar karısı Vera Tulyakova’nın olacak. Ayrıca Vera’nın hiçbir geçim sıkıntısı da yok. Bu durumda Vera’nın telif haklarından yararlanması yazılmamış olan vasiyetin geçerli olmasının daha adil olacağını düşündüm. Bu vasiyetinde Nâzım mirasını yani telif haklarını Memet’e ve Türkiye Komünist Partisi’ne bırakıyordu. İşte bu vasiyet geçerli sayıldı. Öbür iki vasiyeti, sanırım Simonov ortadan kaldırdı. Bu olayı kimse bilmez, çünkü yazmadım. Yazsam yine kıyametler kopar. Ama sağ kalırsam nasıl olsa yazacağım. Şimdi Nâzım’ın telif haklarını Memet alıyor, hem de babasını hiç sevmeyen Memet… TKP’nin miras almış olduğunu hiç sanmıyorum.”

Yararlanılan Kaynaklar:

– Sıddık Akbayır, Aynı Göğün Uzak Yıldızları, Asur Yayınları, 2. Baskı, 2010.

– Orhan Karaveli, Tanıdığım Nâzım Hikmet, Doğan Kitap, 8. Baskı, 2014.

– Sunay Akın, İstanbul’un Nâzım Planı, Çınar Yayınları, 10. Baskı, 2004.

*Bu yazı daha önce 3 Haziran 2019  tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanmıştır.