Sezgin Kaymaz’ın “Uzun Harmanlarda Bir Davetsiz Misafir” adlı romanında yasaklarla ilgili muhteşem tespitler yer alıyor. Kaymaz, romandaki “Misafir” karakterine yasaklamadan da yasaklamak nasıl mümkün oluyormuş onu anlattırır.

Misafir, Musa’ya; “Öğretmezsin mesela” der ve devam eder, “Bir adama okumayı öğretmezsen ona mektup yazmayı yasaklamış olursun. Altyazılı film seyretmeyi, yazı yazmayı, dilekçe yazmayı… Üstelik karşısına geçip rahat rahat ‘ben sana yazmayı yasaklamadım ki’ bile diyebilirsin.”

Misafir yasaklamadan yasaklamanın başka yollarından da bahseder… Mesela vererek yasaklama! Birine her şeyi o kadar çok, o kadar çeşitli verirsin ki ona tercih yapma hakkını yasaklamış olursun. Çünkü bir şey elde etmekle başka bir şeyi kaybetmiş olmaz, onu da elde edebilir ötekini de…

Yasaklamadığını söyleyerek yasaklamak vardır bir de… Bunun da örneğini verir Misafir: “Mesela patlayana kadar yiyip tıka basa doymuş bir adamın önüne ziyafet sofrası serip ‘yemek yasak değil’ diyebilirsin.”

Misafir, yasaklamadan yasaklamanın en kalıcı metodunun sevgi ve aşk olduğunu söyler…  Şöyle açıklar bunu da: “Dört dörtlük bir sevgide, iki kişi, birbirine hiçbir şeyi yasaklamaz. Ama buna rağmen, ne tarafa dönsen bir başka yasağa toslarsın… Bir kadına aşık olsan, onu üzecek herhangi bir şey yapmak ister misin?” Musa, “istemem tabi ki” deyince Misafir açıklamaya devam eder: “Yani kendine bir sürü yasak koyarsın değil mi? Bir de aynı anda sana aşık bir kadın olduğunu düşün… O da seni üzmemek için kendine bir dolu yasak koyar. O evin hali gözünün önüne geliyor mu? Ortalıkta hiç yasak falan yok ama oturmak yasak, kalkmak yasak… Aslında her şey yasak…”

 

*Bu yazı daha önce 9 Temmuz 2017 tarihli Yurt Gazetesi’nde “Yasaklamadan Yasaklamak” başlığıyla yayımlanmıştır.